ÖZGÜRLÜK YOLU

Saat sabahın üçüydü. Bütün gece uyumamıştı. Asli. Bitkin ama heyecanlıydı. Üç yıl önce verdiği kararı uygulama günüydü bugün. Gerçi 18 yaşına girmesine 1 ay vardı daha… Ama bekleyemezdi artık. Ne olacaksa olsundu. Yorulmuştu artık bu dört duvar arasında çektiği fiziksel ve manevi işkencelerden…. Sürekli kapıları dinliyor, evdekilerden biri uyanacak diye ödü kopuyordu.

Tekrar saatine baktı, sadece 15 dakika geçmiş! Yavaş yavaş yerinden kalktı, parmak uçlarına basarak yöneldi kardeşlerinin uyuduğu odaya. Aysel’in bas ucunda durdu, çok severdi bu ortanca kardeşini… Öyle derin, öyle güzel uyuyordu ki… İlkokul 4’ten bırakmıştı Aysel okulu… Kendisi ise hiç gidememişti. Üzüntüyle hatırladı Aysel’in okula başladığı günü, ne çok ağlamıştı. İçin için nasıl da kıskanmıştı onu. Sevdiremediler okulu Aysel’e, nasıl sevsindi ki kızcağız? Babası okuma yazma öğretene kadar 3 dişini kırmıştı ve yalnızca 8 yasındaydı. Bütün bunlar onu okuldan nefret ettirmişti… Asli çok uğraşmıştı onu ikna etmek için… Ama okula dair hayalleri yıkılmıştı bir kere Aysel’in… 4. sınıftan babasının da gönül rızasıyla ayrılmıştı. Düşüncelerinden sıyrıldı, yavaşça eğilip uyuyan kızın yanaklarından öptü ve yine kapıları dinleyerek sessizce yerine geçti.

Balkona açılan camin kenarında oturuyordu, bir kez daha saatine baktı, 4’ü çeyrek geçiyor. Zaman ne kadar acımasız, ne kadar yavaş isliyordu. Saatlerdir nefes bile almaktan korkarak, küçük valizi kucağında öylece oturmuş, düşünüyor düşünüyordu. Sadece annesini özleyecekti, hem de çok özleyecekti. Ama hayati ve özgürlüğü adına terk etmek zorundaydı onu da!! Sadece iki dakika kapanmıştı gözleri, ürküyle sıçradı, hemen saatine baktı, korkacak bir şey yoktu. Uyuyakalmamıştı çok şükür… Uykusuzluğa da hiç dayanamazdı. Bir kez daha kapıları dinledi, saatine baktı, elleri titriyordu. Bir sigara içebilmeyi ne çok isterdi simdi… Vakit gelmişti artık! Yavaş yavaş doğruldu, küçük valizini omzuna astı ve balkona çıktı… Korkuluklara tutunup çardağa inecekti. Lanet olsun elleri titriyordu. Gözlerini kapattı, sıkıca tutundu korkuluğa ve kendini çardakta buldu. Buradan aşağıya inmek sorun değildi artık. Çıkarabileceği en az gürültüyü çıkarmaya çalışarak yere atladı ve koşar adımlarla caddeye çıktı.

Her sabah 5 buçukta Ankara otobüsü geçerdi buradan, geç kalmış olamazdı. Saatine baktı, 5’i 10 geçiyordu. Yere çöküp beklemeye başladı, görülmemeliydi. Gerçi cadde bomboştu, bu saatte kimse onu göremezdi ama ne de olsa evden kaçıyordu….. korkuyordu. Biletini önceden alamamıştı. Otobüste yer olmayabilirdi ama her şeyi göze almıştı. 3 yıldır biriktirdiği bütün parayı verecek, gerekirse yalvaracaktı. Homurdanarak yaklaştı otobüs, hemen fırladı Asli, el kaldırdı. Her şey o kadar çabuk olmuştu ki, kendine geldiğinde 5 numarada oturuyordu. Nasıl binmişti, neler söylemişti, parayı nasıl verip, bileti nasıl almıştı…. anımsamıyordu.

Otobüse bineli 1 saat olmuştu bile. “Daha saat çok erken, uyanıp yokluğumu fark etmemişlerdir” diye düşündü… “Ahh biraz uyuyabilsem, o kadar yorgunum ki…” Adana’ da mola verdiler, Asli az kalsın korkudan ölecekti. “Yokluğumu fark ettilerse, gittilerse polise, 18 yaşına girmedim daha, yeniden alip götürürlerse beni… “ Boşunaydı korkuları… Molayı atlatmışlar, yol alıyorlardı yeniden… Sakinleşip düşündü, “polise gitmez bizimkiler” dedi, “rezil olmaktan korkarlar, kızları evden kaçmış dedirtmezler kendilerine”… Bunları düşününce biraz rahatlamıştı. Ama yine de uyuyamıyordu. Her an uyanık kalmalıydı, kötü bir şey olsa bile uyanık ve dimdik karşılamalıydı olacakları… Bir mola daha verdiler, sonra bir mola daha….

Veee iste, “Ankara” diye bağırdı muavin, “geçmiş olsun sayın yolcularımız”. İnanamıyordu Asli! Ankara’ya gelmişti. Aksam olmuştu ve nereye gideceğini bile bilmiyordu. Ama ne çıkardı ki bundan, özgürdü artık! İstediği yere gidebilirdi, caninin istediği her yere… Yine polis korkusuyla koşar adim terminalden çıktı, sonra özgürlüğünün verdiği o anlatılmaz mutlulukla korkusunu attı üzerinden.

Ankara sokaklarına gelişigüzel savrulmuş sonbahar yapraklarını hışırdatan kararlı adımlarıyla, küçük valizini yeniden omzuna aldı. Gideceği yeri bilen bir insanin kendine güveniyle, iki günlük uykusuzluğunu da unutarak; mutluluğun, sonbaharın ve özgürlüğün tadını çıkararak yürümeye başladı.



SİZLERİN DE HİKAYELERİNİZİ VE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ…