<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dergimiz.Biz &#187; Sizden Gelenler</title>
	<atom:link href="http://www.dergimiz.biz/kategori/sizden-gelenler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dergimiz.biz</link>
	<description>Okunacak Her Şey Burda</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Sep 2011 07:07:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>BEN ÖĞRETMENİM</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/ben-ogretmenim-ogretmenler-gunu-siir.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/ben-ogretmenim-ogretmenler-gunu-siir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Nov 2009 21:23:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım şiir]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[En güzel öğretmenler günü şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fazıl Hüsnü DAĞLARCA]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa 24 Kasım şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa öğretmenler günü şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler günü şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler günü şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[BEN ÖĞRETMENİM Ben öğretmenim, Sevdalısı bu yurdun. Dolaşırım sınırlarında yurdumun En yüksek burçlarına çıkar, Bayrak olurum. Ben öğretmenim, Bir rüzgâr olur eserim, Erzurum yaylasından. Bütün yaylalarımda dolaşırım. Özgürlük olurum. Ben öğretmenim, Yalnızlık türküleri söylerim, mezralarda&#8230; Kemeraltı çarşısındaki insan seline karışır, Karışır yüreğim&#8230; Umut olurum. Ben öğretmenim, Göçmen kuşlar gibi dolaşırım yurdumda, Geceyle biter yolculuğum. Aydınlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: right;margin: 4px;"><script type="text/javascript">// <![CDATA[
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// ]]&gt;</script>
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p><p>BEN ÖĞRETMENİM</p>
<p>Ben öğretmenim,<br />
Sevdalısı bu yurdun.<br />
Dolaşırım sınırlarında yurdumun<br />
En yüksek burçlarına çıkar,<br />
Bayrak olurum.<br />
<span id="more-245"></span><br />
Ben öğretmenim,<br />
Bir rüzgâr olur eserim,<br />
Erzurum yaylasından.<br />
Bütün yaylalarımda dolaşırım.<br />
Özgürlük olurum.</p>
<p>Ben öğretmenim,<br />
Yalnızlık türküleri söylerim, mezralarda&#8230;<br />
Kemeraltı çarşısındaki insan seline karışır,<br />
Karışır yüreğim&#8230;<br />
Umut olurum.</p>
<p>Ben öğretmenim,<br />
Göçmen kuşlar gibi dolaşırım yurdumda,<br />
Geceyle biter yolculuğum.<br />
Aydınlık olur her yan.<br />
Işık olurum.</p>
<p>Ben öğretmenim,<br />
Baharların sevdalısı&#8230;<br />
Çocuklarımın gözlerinden akıp içeri,<br />
Can veririm.<br />
Hayat olurum.</p>
<p>Ben öğretmenim,<br />
Gökyüzü hepimiz için mavi&#8230;<br />
Bulut olur dolaşırım göklerde.<br />
Sonra indiğim yerde,<br />
Rahmet olurum.</p>
<p> Nevzat Öztürk</p>
<p>%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%</p>
<p>Fazıl Hüsnü DAĞLARCA, 24 Kasım şiir, 24 Kasım şiirler, Öğretmenler günü şiir, Öğretmenler günü şiirler, Kısa 24 Kasım şiirler, Kısa öğretmenler günü şiirler, En güzel öğretmenler günü şiirleri</p>
<p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/ben-ogretmenim-ogretmenler-gunu-siir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEKLEYİŞ DİLEKÇESİ</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/bekleyis-dilekcesi.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/bekleyis-dilekcesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Nov 2008 10:16:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şiir Güncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk İçin Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Kuvayi]]></category>
		<category><![CDATA[Mini Ansiklopedi]]></category>
		<category><![CDATA[Saatli Maarif Takvimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Ziyaretçiler, Saatli Maarif Takvimi deyip de geçmeyin. Bu kendi çapında, karınca kararınca her yıl yayınlanan mini ansiklopedinin her sayfası (ki, okuduktan sonra çöp sepetine atıveririz) bizlere tarihsel gerçekleri, doğal değişiklikleri, saatleri, kültürel, sanatsal olayları, ulusal geçmişimizi, önemli yıldönümlerini ve o gün hangi yemeği yememiz gerektiğini animsatır, belleğimizi tazeler, dersler verir, uyarılar yapar ve çeşitli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Ziyaretçiler,</p>
<p>Saatli Maarif Takvimi deyip de geçmeyin. Bu kendi çapında, karınca kararınca her yıl yayınlanan mini ansiklopedinin her sayfası (ki, okuduktan sonra çöp sepetine atıveririz) bizlere tarihsel gerçekleri, doğal değişiklikleri, saatleri, kültürel, sanatsal olayları, ulusal geçmişimizi, önemli yıldönümlerini ve o gün hangi yemeği yememiz gerektiğini animsatır, belleğimizi tazeler, dersler verir, uyarılar yapar ve çeşitli örnekler içerir. 13 Kasım sayfasında çok güzel bir şiir okudum. Sizlerle paylaşmak istiyorum&#8230;<br />
<span id="more-192"></span><br />
Dr. Aydın Yurtçu-Montreal</p>
<p>BEKLEYİŞ DİLEKÇESİ</p>
<p>Neden görünmedin kartal bakışlı<br />
Adalet bozuldu, temsilcimiz yok<br />
Kiminin aklı bir karış havada<br />
Hergün karamsarız sevincimiz yok.</p>
<p>Aradım arz ile bütün semayı<br />
Unutmadim Gazilerden sormayı<br />
Viran değil ama gönül sarayı<br />
Imara yetecek bilincimiz yok.</p>
<p>Sözümüz geçmiyor cahil adama<br />
Bir dayı bulanlar çıkmış talana<br />
Öyle muhtacız ki bir kahramana<br />
Gazi Ata&#8217;m diye bir öncümüz yok.</p>
<p>Himmet et de Tanrım gönder Ata&#8217;yı<br />
Çağı yakalarız belki kıl payı<br />
Gelişinde toplasın Milli Kuvayi<br />
Yetiş artık Ata&#8217;m hiç sabrımız yok.</p>
<p>Şair: SEFER ALI MUŞTU<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
/* 336x280, oluşturulma 31.10.2008 */
google_ad_slot = "1290109480";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
<p>Sizlerde şiirlerinizi, yazılarınızı, öykülerinizi bizimle paylaşabilirsiniz&#8230;</p>
<p>Bize yazmak için:   bilgi@dergimiz.biz   adresini kullanabilirsiniz&#8230;</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
/* 336x280, oluşturulma 31.10.2008 */
google_ad_slot = "1290109480";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/bekleyis-dilekcesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YALAN</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/yalan.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/yalan.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Sep 2008 15:11:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan]]></category>
		<category><![CDATA[Yalanınzararları]]></category>
		<category><![CDATA[Yalanla kazanılmış güçler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[YALAN Yalan hem sahibine, hem de söylenen kişiye zarar veren kötü bir alışkanlıktır. İnsanlar çeşitli sebeplerle yalan söylelerler. Bunlardan bazıları; kimlik arayışı içinde olma, kıskançlık, mevki sahibi olmak bvb. Yalan ilk başta söyleyen kişiyi mutlu eder. Yalanının hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını düşünür. Eğer birey yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirmişse, öyle bir zaman gelir ki kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YALAN</p>
<p> 	Yalan hem sahibine, hem de söylenen kişiye zarar veren kötü bir alışkanlıktır.<br />
İnsanlar çeşitli sebeplerle yalan söylelerler.  Bunlardan bazıları; kimlik arayışı içinde olma, kıskançlık, mevki sahibi olmak bvb.<br />
<span id="more-149"></span><br />
Yalan ilk başta söyleyen kişiyi mutlu eder. Yalanının hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını düşünür. Eğer birey yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirmişse, öyle bir zaman gelir ki kendi benliğini kaybeder. Bir yalanı düzelteyim derken, başka bir yalana baş vurur. Söylediği bir yalan ortaya çıksa bile, doğruyu da söylese hiç kimse ona inanmaz. Öyle insanlar vardır ki, söyledikleri yalanlar yüzünden ailelerini, dostlarını, işlerini kaybetnmişlerdir.  Pişman olsalar bile zamanı geriye döndüremeyecekleri  için yapacak bir şey kalmamıştır. </p>
<p>Siz siz olun ilişkilernizi sağlam temeller üzerine oturtmak istiyorsanız  yalana baş vurmayın.  Yalanla kazanılmış bir mevki, dostluk yada kimlik geçicidir. Ancak bir şeylere emek vermişseniz onu kazanmak uğruna fedakârlık yapmışsanız kazandığınız şeyler kalıcı olur.<br />
 Semra YILDIZHAN</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
google_ad_format = "336x280_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br />
SİZLER DE YAZILARINIZI VE ŞİİRLERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞABİLİRSİNİZ&#8230;<br />
  ADRESİMİZ:  bilgi@dergimiz.biz</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
google_ad_format = "336x280_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/yalan.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖZGÜRLÜK YOLU</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/ozgurluk-yolu.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/ozgurluk-yolu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2008 21:56:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara otobüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Sokakları]]></category>
		<category><![CDATA[Dökülen yapraklar]]></category>
		<category><![CDATA[Düşüncelerden sıyrılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Fiziksel ve manevi işkenceler]]></category>
		<category><![CDATA[Sonbahar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[ÖZGÜRLÜK YOLU Saat sabahın üçüydü. Bütün gece uyumamıştı. Asli. Bitkin ama heyecanlıydı. Üç yıl önce verdiği kararı uygulama günüydü bugün. Gerçi 18 yaşına girmesine 1 ay vardı daha&#8230; Ama bekleyemezdi artık. Ne olacaksa olsundu. Yorulmuştu artık bu dört duvar arasında çektiği fiziksel ve manevi işkencelerden&#8230;. Sürekli kapıları dinliyor, evdekilerden biri uyanacak diye ödü kopuyordu. Tekrar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÖZGÜRLÜK YOLU</p>
<p>Saat sabahın üçüydü. Bütün gece uyumamıştı. Asli. Bitkin ama heyecanlıydı. Üç yıl önce verdiği kararı uygulama günüydü bugün. Gerçi 18 yaşına girmesine 1 ay vardı daha&#8230; Ama bekleyemezdi artık. Ne olacaksa olsundu.<span id="more-146"></span> Yorulmuştu artık bu dört duvar arasında çektiği fiziksel ve manevi işkencelerden&#8230;. Sürekli kapıları dinliyor, evdekilerden biri uyanacak diye ödü kopuyordu. </p>
<p>Tekrar saatine baktı, sadece 15 dakika geçmiş! Yavaş yavaş yerinden kalktı, parmak uçlarına basarak yöneldi kardeşlerinin uyuduğu odaya. Aysel’in bas ucunda durdu, çok severdi bu ortanca kardeşini&#8230; Öyle derin, öyle güzel uyuyordu ki&#8230; İlkokul 4’ten bırakmıştı Aysel okulu&#8230; Kendisi ise hiç gidememişti. Üzüntüyle hatırladı Aysel’in okula başladığı günü, ne çok ağlamıştı. İçin için nasıl da kıskanmıştı onu. Sevdiremediler okulu Aysel’e, nasıl sevsindi ki kızcağız? Babası okuma yazma öğretene kadar 3 dişini kırmıştı ve yalnızca 8 yasındaydı. Bütün bunlar onu okuldan nefret ettirmişti&#8230; Asli çok uğraşmıştı onu ikna etmek için&#8230; Ama okula dair hayalleri yıkılmıştı bir kere Aysel’in&#8230; 4. sınıftan babasının da gönül rızasıyla ayrılmıştı. Düşüncelerinden sıyrıldı, yavaşça eğilip uyuyan kızın yanaklarından öptü ve yine kapıları dinleyerek sessizce yerine geçti. </p>
<p>Balkona açılan camin kenarında oturuyordu, bir kez daha saatine baktı, 4’ü çeyrek geçiyor. Zaman ne kadar acımasız, ne kadar yavaş isliyordu. Saatlerdir nefes bile almaktan korkarak, küçük valizi kucağında öylece oturmuş, düşünüyor düşünüyordu. Sadece annesini özleyecekti, hem de çok özleyecekti. Ama hayati ve özgürlüğü adına terk etmek zorundaydı onu da!! Sadece iki dakika kapanmıştı gözleri, ürküyle sıçradı, hemen saatine baktı, korkacak bir şey yoktu. Uyuyakalmamıştı çok şükür&#8230; Uykusuzluğa da hiç dayanamazdı. Bir kez daha kapıları dinledi, saatine baktı, elleri titriyordu. Bir sigara içebilmeyi ne çok isterdi simdi&#8230; Vakit gelmişti artık! Yavaş yavaş doğruldu, küçük valizini omzuna astı ve balkona çıktı&#8230; Korkuluklara tutunup çardağa inecekti. Lanet olsun elleri titriyordu. Gözlerini kapattı, sıkıca tutundu korkuluğa ve kendini çardakta buldu. Buradan aşağıya inmek sorun değildi artık. Çıkarabileceği en az gürültüyü çıkarmaya çalışarak yere atladı ve koşar adımlarla caddeye çıktı. </p>
<p>Her sabah 5 buçukta Ankara otobüsü geçerdi buradan, geç kalmış olamazdı. Saatine baktı, 5’i 10 geçiyordu. Yere çöküp beklemeye başladı, görülmemeliydi. Gerçi cadde bomboştu, bu saatte kimse onu göremezdi ama ne de olsa evden kaçıyordu&#8230;.. korkuyordu. Biletini önceden alamamıştı. Otobüste yer olmayabilirdi ama her şeyi göze almıştı. 3 yıldır biriktirdiği bütün parayı verecek, gerekirse yalvaracaktı. Homurdanarak yaklaştı otobüs, hemen fırladı Asli, el kaldırdı. Her şey o kadar çabuk olmuştu ki, kendine geldiğinde 5 numarada oturuyordu. Nasıl binmişti, neler söylemişti, parayı nasıl verip, bileti nasıl almıştı&#8230;. anımsamıyordu. </p>
<p>Otobüse bineli 1 saat olmuştu bile. “Daha saat çok erken, uyanıp yokluğumu fark etmemişlerdir” diye düşündü&#8230; “Ahh biraz uyuyabilsem, o kadar yorgunum ki&#8230;” Adana’ da mola verdiler, Asli az kalsın korkudan ölecekti. “Yokluğumu fark ettilerse, gittilerse polise, 18 yaşına girmedim daha, yeniden alip götürürlerse beni&#8230; “ Boşunaydı korkuları&#8230; Molayı atlatmışlar, yol alıyorlardı yeniden&#8230; Sakinleşip düşündü, “polise gitmez bizimkiler” dedi, “rezil olmaktan korkarlar, kızları evden kaçmış dedirtmezler kendilerine”&#8230; Bunları düşününce biraz rahatlamıştı. Ama yine de uyuyamıyordu. Her an uyanık kalmalıydı, kötü bir şey olsa bile uyanık ve dimdik karşılamalıydı olacakları&#8230; Bir mola daha verdiler, sonra bir mola daha&#8230;. </p>
<p>Veee iste, “Ankara” diye bağırdı muavin, “geçmiş olsun sayın yolcularımız”. İnanamıyordu Asli! Ankara’ya gelmişti. Aksam olmuştu ve nereye gideceğini bile bilmiyordu. Ama ne çıkardı ki bundan, özgürdü artık! İstediği yere gidebilirdi, caninin istediği her yere&#8230; Yine polis korkusuyla koşar adim terminalden çıktı, sonra özgürlüğünün verdiği o anlatılmaz mutlulukla korkusunu attı üzerinden.</p>
<p>Ankara sokaklarına gelişigüzel savrulmuş sonbahar yapraklarını hışırdatan kararlı adımlarıyla, küçük valizini yeniden omzuna aldı. Gideceği yeri bilen bir insanin kendine güveniyle, iki günlük uykusuzluğunu da unutarak; mutluluğun, sonbaharın ve özgürlüğün tadını çıkararak yürümeye başladı.</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
google_ad_format = "336x280_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br />
SİZLERİN DE HİKAYELERİNİZİ VE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ&#8230;<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
google_ad_format = "336x280_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/ozgurluk-yolu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KUŞLAR</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/kuslar.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/kuslar.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2008 21:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Göçmen kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşadası]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaz sıcakları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[KUŞLAR Şimdi ben de, eşim de emekliyiz. Emekliliğin nimetlerinden bir de yaz sıcakları başlar başlamaz kentlerin gürültüsünden ve yakıcı havasından birkaç ay uzaklaşmaya olanak vermesidir. Avukatlık yaparken olsa olsa birkaç hafta tatile çıkabiliyorduk. Şimdi ise iş bağlantım kalmadığı için kentten uzaklaşmama bir engel yok. Haziran başlarında yaz aylarını geçirmek üzere Kuşadası yakınlarındaki küçük yazlığımıza göçeriz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KUŞLAR</p>
<p>Şimdi ben de, eşim de emekliyiz. Emekliliğin nimetlerinden bir de yaz sıcakları başlar başlamaz kentlerin gürültüsünden ve yakıcı havasından birkaç ay uzaklaşmaya olanak vermesidir.<span id="more-143"></span> Avukatlık yaparken olsa olsa birkaç hafta tatile çıkabiliyorduk. Şimdi ise iş bağlantım kalmadığı için kentten uzaklaşmama bir engel yok. Haziran başlarında yaz aylarını geçirmek üzere Kuşadası yakınlarındaki küçük yazlığımıza göçeriz. Evin önünde çam ağaçları var. Bu ağaçlarda yuvalanmış yüzlerce, belki de binlerce serçenin cıvıltıları gün boyu evimizin önünü doldurur. Serçelerin durumlarından memnun oldukları besbelli. Haziran ayının sonuna doğru cıvıltılar azalır ve sonunda duyulmaz olur. Ne oluyor da bu kuşlar her yılın belli zamanlarında evimizin önündeki çam ağaçlarını bırakıp çevredeki başka ağaçlara yerleşiyorlar dersiniz? Haziran sonunda o çam ağaçlarındaki böcekleri ve başka beslenme kaynaklarını yiyip bitirmişlerdir; üzerinde yuvalandıkları ve beslendikleri çam ağaçlarında artık iş yoktur. Beslenecekleri başka ağaçlara gitmeleri gerekir ve de giderler.</p>
<p>Her yıl yinelenip duran bu doğa olayı bana her seçim öncesinde bulundukları siyasal partiyi bırakıp başka bir partiye geçen, yeni katıldıkları partide adaylar arasına katılmaya çabalayan ve de kimi zaman bunu başaran vatandaşlarımızı anımsatıyor. Onlar da kuşlar gibi, bulundukları partide artık iş kalmadığını düşünerek “yeni ufuklara doğru” uçup gidiyorlar. Katıldıkları partinin ideolojisi, onların umurlarında değil. Onları bağrına basan partiler de yeni katılanların benimsedikleri yaşam görüşüyle, yıllar boyu bağlanmış oldukları partinin ideolojisiyle kendi ideolojileri arasındaki farklara aldırış etmeden, partiye o güne kadar hiç hizmet etmemiş olduklarını hesaba katmadan, partinin sadık üyelerinin yıllar boyu harcadıkları emeği dikkate almadan yeni katılanları seçimlerde aday gösterebiliyorlar. Bunlar benim mantığımı rahatsız ediyor. Birçok vatandaşımın da rahatsızlık duyduğu kuşkusuz. Ya o partilere gönülden bağlanmış üyeler neler hissediyorlar acaba! Soran var mı? Merkez yoklaması yöntemi kullanıldıkça partilerin sadık üyeleri etkisiz kalacaklardır. Bir de adayın nereden nereye geldiğine hiç bakmadan oylarını o yeni-katılmış adaya veren parti yandaşlarına ne demeli! Her seçim öncesi aylarda tanığı olduğumuz bu göç hareketlerine bir türlü alışamadım. Siz alıştınız mı? Bu durum belki de siyasal partilerin çoğunun “renksiz” olmasından başka deyişle, kitle partisi olma heveslerinden ileri gelen bir olgu.</p>
<p>Gültekin Yazgan</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
google_ad_format = "336x280_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br />
YAZI VE YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ&#8230;<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
google_ad_format = "336x280_as";
google_ad_type = "text_image";
google_ad_channel = "";
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
  src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/kuslar.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOSTLUĞUN DENKLEMİ</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/dostlugun-denklemi.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/dostlugun-denklemi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2008 10:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Çok bilinmeyenli denklem]]></category>
		<category><![CDATA[Dostluğun denklemi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanları tanımak]]></category>
		<category><![CDATA[Önyargısız sevgi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[DOSTLUĞUN DENKLEMİ       Çok bilinmeyenli bir deklemle atarsınız kurulacak dostluğun temelini. Çözdükçe daha bir hırslanır, yeni formüller ararsınız en doğru en gerçekçi sonuca ulaşmak için.    İşte insanları tanımak. Ön yargısız, olduğu gibi kabul etmek. Belki  en az hatalar yapılan tekniklerden birisidir. En yüksek puan verip karşımızdakilere, zaman içinde hiçbir etki altında kalmadan düşürmek bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>DOSTLUĞUN DENKLEMİ</p>
<p>      Çok bilinmeyenli bir deklemle atarsınız kurulacak dostluğun temelini. Çözdükçe daha bir hırslanır, yeni formüller ararsınız en doğru en gerçekçi sonuca ulaşmak için.<br />
<span id="more-118"></span> <br />
 İşte insanları tanımak. Ön yargısız, olduğu gibi kabul etmek. Belki  en az hatalar yapılan tekniklerden birisidir. En yüksek puan verip karşımızdakilere, zaman içinde hiçbir etki altında kalmadan düşürmek bu puanları ya da güzel gidiyorsa her şey en yüksek düzeyde tutmalı.   gün iyi, bir gün kötü. Birgün güzel, Birgün çirkin. İşte inişli çıkışlı duygular her iki tarafa dda boşuna geçirilen zaman, gereksiz yere işgal eden yürekler bırakır kişiye. Düşürdüğümüz puanları yükseltmeye çalışmak bize geçici ilişkiler  bırakır yalnızca.<br />
 Sırtımızı döndüğümüzde yüreğimiz şüpheyle atar. Hep ne zaman vurulacağımızı bekleriz.  Paylaştığımız en ufak bir sorunun gün gelip aleyhimize kullanılacağını düşünürüz. <br />
  Unutmamalı ki kişiyi en ufak hatasında yargılamadan kapattığımız kapıyı eğer tekrar açma ihtimalimiz varsa bir kez daha düşünerek, ancak güvenimizi ciddi anlamda sarsacak konularda hiç düşünmeden gereken kararı vermeliyiz. İşte çözdükçe bir insanın en güzel yönlerini mutlulukla çarpıyorsa yüreğimiz, her ann yeni ve güzel bir yönüyle karşılaşıyorsak bırakalım bu denklem hiç çözülmesin.<br />
Unutmayalım ki; dostumuz ruhumuz için   en büyük yatırım bizlerse onun için en büyük mirasımız.</p>
<p> </p>
<p>  Selda YILDIZHAN<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--></script></p>
<p><script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br />
YAZI VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ&#8230;<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//--></script></p>
<p><script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br />
<code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/dostlugun-denklemi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HERKES BİR GÜN ÖLECEK</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/herkes-bir-gun-olecek.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/herkes-bir-gun-olecek.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 22:08:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Borç batağı]]></category>
		<category><![CDATA[Deviniş]]></category>
		<category><![CDATA[Kanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Paranın kölesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tiksinti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[YA SİZ!!!     Dönüp duruyordu yatakta. Ağır bedenini kaldırmadan yuvarlanıyordu ağırdan bir o yana bir bu yana&#8230;   Güzel hayeller geçerdi kimi zaman kafasından. Kimi zaman da deliliğe vururdu. Olmadık sesler, gülüşler fırlatırdı anlamsız çıkan ağız dolusu homurtulardan&#8230;  Saçları uzamış, sakallar desen o biçim olmuşlar&#8230;    Yorgun bedeni hiç kalkmak istemiyordu. Öylesine anlamsız yatmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><code>YA SİZ!!!</code></p>
<p> </p>
<p>  Dönüp duruyordu yatakta. Ağır bedenini kaldırmadan yuvarlanıyordu ağırdan bir o yana bir bu yana&#8230;<br />
  Güzel hayeller geçerdi kimi zaman kafasından. Kimi zaman da deliliğe vururdu. Olmadık sesler, gülüşler fırlatırdı anlamsız çıkan ağız dolusu homurtulardan&#8230;<span id="more-100"></span><br />
 Saçları uzamış, sakallar desen o biçim olmuşlar&#8230;</p>
<p>   Yorgun bedeni hiç kalkmak istemiyordu. Öylesine anlamsız yatmak istiyordu&#8230; Ağrılar çoğalmış, artık birden fazla hap kesiyordu bedenine inen tekmelerin ağırısını&#8230;</p>
<p>   Zor da olsa kalktı. Sigara yaktı. Ciğerlerini patlatacak kadar çekti, tuttu içinde ve yuttu&#8230; Sigarayı pis içerdi. Bırakmazdı dumanı öyle kolayca dışarıya. &#8220;Zerresine kadar para saydım&#8221;derdi yarı sırıtık-şımarık&#8230;</p>
<p>   Bir türlü kokmasını engelleyemediği banyosuna girdi. İzmariti ezerek tuvalet deliğine fırlattı. Olmadık bir haz duyardı bu davranışından&#8230;</p>
<p>   Bildik şeylerden sonra mutfağa geçti. Kalan bir iki lokma ekmeği su ile indirdi midesine. Parası yoktu yiyecek almaya. O ay planların dışına çıkmış hemen hemen hiç harcama yapmaması gerekiyordu&#8230; Sigarayı da şansının iyi gittiği bir gün de unutulan bir poşetten almıştı. Öyle sıradan değil. Ağır abi sigaralardandı. Tam bir karton. Epey bir zaman içerdi bunları.</p>
<p>   Rastgele atılmış pantolonlardan en az kirlisini ve en az kokanını seçti giydi. Eskimiş gömleklerine de aynı muameleyi yaptı giydi. En zoru çorap seçmekti. Yırtık olmayan bulacaktı, temiz olacaktı (en az iki hafta giyilmiş) hepsinden önemlisi bekleme sürecinde kokusu da gitmiş olmalıydı&#8230; Bu en zor kısımdı. Çorapları tek tek kokladı ve bir tane buldu. Ayağına geçirdi. Artık hazırdı. Su ile çoğaltığı parfümünüde sürdükten sonra çıkabilirdi&#8230;</p>
<p>   Aslında para kazanıyordu. Ama öyle bir batağa girmişti ki, kazandığı sadece icraya, bankalara, kiraya, boğazına yetiyordu. Aslında yetmiyordu. O karttan alıp diğerine yatırıyor, onu bırakıp öbürüne yatırıyor, bunu bırakıp şuna yatırıyor&#8230; Vahşi Kapitalizmin son kazığı. Olmayan paranı sana harcatıyor, olmayan paranla anlamsız faizler takıyor,  biraz geç kalsan ya da aksatsan o zaman da durmadan hatrını soruyorlar. Bir de olmadık kampanyalar başlatıyorlar. Kap kaça karşı çantanı sigortalama, ölürsen cenazeni ortalıkta kalmasını önleyen sigorta, eşyan çalınırsa değerinin ufak bir kısmını ödeyen sigorta, olmayan parayı biriktiren hesaplar, geleceğe yatırımlar! vb&#8230;. Listeyi uzatmak mümkün. Bu kazıkları vatandaşa atması için bu adamlar her halde özel tilkiler tutuyor olmalı lar&#8230;</p>
<p>   Her zamanki gibi masasına oturdu, defterini açtı, görüşmeleri kontrol etti. Fazla yoktu. Şöyle dışarı çıktı. Çaymakinasından çay doldurdu, ortalığa gözattı. Simit, börek alan varmı diyÇoğu zaman yiyecek pardon otlanacak şeyler buluyordu. Epey bir vakit idare ediyordu. Öyle tatilinde belediyenin bedava yemeğini yiyordu zor bela çünkü yemek genellikle kötü oluyordu. Yemeğin iyi olduğu günlerde bulabildiği kadar yiyor ve hatta taşınabilecek şeyler buluncada poşetleyip eve götürüyordu. O günü kurtarıyordu&#8230;</p>
<p>İşini iyi yaptığını söyler, diğer arkadaşlarını beğenmezdi. Ona göre arkadaşları üniversite eğitimi sırasında sadece lay lay lom yapmışlar, tesadüfen bitirmişler ve hak etmedikleri bir mevkiye oturmuşlar.</p>
<p>Günlerini bu yorumlarla geçirir, dile getirmek ister fakat susardı. Susmalıydı. Zaman zaman arkadaşlarından yemek daveti alır, para koparırdı. Bundan dolayı bu düşünceleri hep kafasında kalırdı kalmalıydı şimdilik mecburdu&#8230;</p>
<p>   Zaman zaman çekip gitmek ister bu hayattan, başaramaz. &#8220;Zaten herkes ölecek&#8221;der vazgeçer. Zaten herkes ölecek. Zaten herkes ölecek. Dilinden hiç düşmez bu cümle. Zaten herkes ölecek. Kızdığı biri olunca &#8220;o da bir gün ölecek&#8221;der kendini rahatlatmaya çalışırdı&#8230;</p>
<p>Bu günleri ne zaman sona erecek bilinmezdi ama ağızından meşur lafını hiç bir zaman düşürmezdi</p>
<p>HERKES BİR GÜN ÖLECEK</p>
<p>Rahmi YILMAZ<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p>
<p> Yorumlarınızı ve yazılarınızı esirgemeyiniz&#8230;<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/herkes-bir-gun-olecek.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>C A M B A Z</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/c-a-m-b-a-z.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/c-a-m-b-a-z.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2008 18:25:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Bozkır]]></category>
		<category><![CDATA[Cambaz]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Sabah ve Akşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sirk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[  CAMBAZ       Etrafı olabildiğine düzlük, uzaklardan sadece siluet olarak belli olan dağların göründüğü, toprağın dermansız, suyun ise kıskanç olduğu bir coğrafyanın ortasında kurulu bir taşra kasabasıydı burası. Bozkır her tarafta kendisini, üstelik bütün ağırlığı ile hissettiriyor, her şeye kafa tutan, başkaldıran bir eda ile taşına toprağına, kurduna kuşuna umarsız olduklarını hatırlatırcasına günleri birbiri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="font-size: medium; font-family: Arial;"> </span></em></strong></p>
<p>CAMBAZ</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p><span style="font-size: medium; font-family: Helvetica;"></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Etrafı olabildiğine düzlük, uzaklardan sadece siluet olarak belli olan dağların göründüğü, toprağın dermansız, suyun ise kıskanç olduğu bir coğrafyanın ortasında kurulu bir taşra kasabasıydı burası.<span id="more-36"></span> Bozkır her tarafta kendisini, üstelik bütün ağırlığı ile hissettiriyor, her şeye kafa tutan, başkaldıran bir eda ile taşına toprağına, kurduna kuşuna umarsız olduklarını hatırlatırcasına günleri birbiri ardına deviriyor, her gün batışında bir kez daha karanlığı bir sonraki güne güç toplamak için emiyordu. Ertesi gün, daha ertesi gün. Böylece devam edip gidiyordu.</p>
<p><font face="Helvetica" size="4"></p>
<p align="justify">Kasaba da bozkırın bu hakimiyeti kabul etmiş, karanlık çöktüğünde bu gücü azaltmamak için kabuğuna çekiliyor, karanlıkla ve onun arkasındaki bozkırlı yüz yüze gelmemeye çalışıyordu. Tarihin bir anında ve mekanın bir yerinde unutulmuş olarak, üstelik bu an ve mekanda unutulduğunu kendisi de unutarak yaşamını sürdürüyordu. Tarihin yazılmasını gerektiren bütün unsurlar ortadan kalkmış, bu kasabanın insanları zamanı tanımlayacak kavramları sadece ikiye indirmişlerdi. Sabah ve akşam. O da güneşe bağlı zorunluluktan kaynaklanıyordu. Bir tek çocuklarda durum farklıydı. Onlar zaman, mekan, tarih gibi şeyleri henüz bilmiyorlardı. Bilmediklerini unutamayacakları için onlar için sorun yoktu. En büyük hayalleri ise bir zamanlar kasabalarında olan, daha sonra bir yolunu bulup giden, sonra da bir daha dönmeyen kişilerin yüzleriydi. Oyunlarından bu yüzleri canlandırıyor, rüyalarında bu yüzleri görüyor, kavgalarında bu yüzlermişçesine dövüşüyorlardı. Hayallerine girmeyen tek şey ise bozkır ve karanlıktı. Bilmiyorlardı, hayalini kuramıyorlardı.</p>
<p align="justify">Bir gün bu kasabaya sirk geldi. Nasıl başarmışsa bozkırın etrafındaki dağları aşmış, buralara ulaşmıştı. Kasabalının pek çoğu sirki ilk kez görüyordu. Eski zamanlarda, kasabanın buralarda unutulmadığı, henüz nefes aldığı ve yaşadığı dönemlerde gelen sirkler vardı. O zamanki sirklerin gösterini ara sıra yaşlılar anlatıyor, onlar anlatırken dinleyenler heyecanlanıyorlar, sonra geri günlük yaşamlarına dönüyorlardı. Kasabalının hafızasında çok fazla yer işgal etmeyen şeylerdi bunlar. Ama şimdi, o yaşlıların anlattıklara sirklerden birisi gelmişti. Yer yerinden oynuyordu. Her taraf flama, pankart, afişle doluydu. Kasabanın her sokağı ilanlarla dolup taşıyor, insanlar bu ilanların bir tekinin kendi evlerine asılması için çabalıyorlardı. Çocuklarsa sirki büyüklerinden daha farklı yaşıyorlardı. Hayallerini süsleyen yüzler bir anda yerini sirke bırakmış, burada yapılan gösteriler bütün hayallerin içinde birinci sıraya kurulmuştu. Her akşam gösterileri kaçırmıyor, gördükleri her ayrıntıyı belleklerine kazıyor, daha sonra da bunun üzerinden yeni hayaller üretiyorlardı. Hayallerini somutlamak için de yerde buldukları sirke ait en küçük kağıt parçalarını bile saklıyor, küçük hazinelerinin en nadide parçaları olarak koruyorlardı. Yetişkinlerde çocuklardan farklı değildi. Akşamları gösterileri izlemek için erkenden işi gücü bitiriyor, sandıklarından bayramlıklarını çıkarıyor, sanki bir düğüne katılırmışçasına özenli ve dikkatli giyiniyor ve sirkin yolunu tutuyorlardı. Ertesi gün, bir akşam önce gördüklerini birbirlerini anlatıyor, kaçırdıkları bir şey varsa üzülüyor, başkalarının kaçırdıklarını ise büyük bir iştah ve abartı ile anlatıyorlardı. Dışarıya açılan herhangi bir penceresi olmayan bu kasaba için sirk, bu dünyada yaşadıklarını, birilerinin onları burada unutmadıklarını yeniden hatırlatıyordu. Tarih yeniden yazacak bir şeyler bulmuştu ve uzun süre de bununla oyalanacaktı. Tıpkı daha öncekiler gibi.</p>
<p align="justify">Sirkin favori gösterisi ise bir cambaz ikisi idi. Her gece programın en sonunda çıkıyor, bütün nefesleri kesiyor, yürekleri ağza getiriyor, en çok alkışı da onlar alıyordu. Onlar gösteriye çıkınca bütün soluklar kesiliyor, çocuklar annelerinin göğüslerine daha fazla sokuluyor, erkekler büyük bir gıpta ile ve alttan alta kıskançlıkla bakıyorlardı. Kadınlar ise yıllar öncesinin hayallerine yeniden dönüyor, vücutları tepeden tırnağa kavruluyor, gösteri sonuna kadar da böyle kalıyor, hayali bir orgazm yaşıyorlardı. Gösteri sonunda ise şöyle bir dudak bükerek kocalarını süzüyorlardı.</p>
<p align="justify">Sirk günlerce gösterilerine devam etmiş, sonuna gelmişti. Artık son gündü. Fakat bu günün bir özelliği vardı. Cambaz ikilisi bir atlayışı ilk defa deneyeceklerdi. Sirkin elemanları da sabahtan itibaren bunu duyurmaya başlamışlardı. Aslında duyuruya ihtiyaç yoktu ama, kasabalı bu akşam özel bir gösteriye geleceğini bilmeliydi. Çünkü bu cambazların ve sirkin kasabalıya teşekkür gecesi olacaktı. Bu yüzden de giriş ücretsizdi. Daha önemlisi de atlayışın kendisiydi. İlkti ve tehlikeliydi. Böylelikle sirk ilk defa geldikleri bu kasabayı bu atlayışla onore edecek, vefa borcunu ödeyecekti.</p>
<p align="justify">“Ölüm atlayışı. Cambazlarımız ilk defa bu atlayışı deneyecekler. Sakın kaçırmayın. Sonra kaçırdık diye üzülmeyin.”</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p></font></span></p>
<p><span style="font-size: medium; font-family: Arial;"><font face="Arial" size="4"></p>
<p align="justify">“Meditarno Sirki kasaban</p>
<p></font></span></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"><span style="font-size: medium; font-family: Arial;">ızda. Bu geceden itibaren on gün sizlerle! Aslanlar, kaplanlar, aklınızın alamayacağı atlayışlar, hepsi sizlerle! Bu gece, büyük meydanda kurulan sirk çadırında.”</span></p>
<p><span style="font-size: medium; font-family: Helvetica;"></p>
<p align="justify">Bu sözler onun için günler öncesinden beklediği olayın artık kapıya dayandığını gösteriyordu. Afişleri görmüştü. Kocaman bir çadırı olan kocaman bir sirkti bu. Saatlerce afişleri incelemiş, o afişlerde tek bir şeye bakmıştı. Cambaza. Çizilen resimlerde ya ipten ipe atlarken ya da havada takla atarken görülüyordu. Ama hep havadaydı. Hep kuşlar gibiydi. O resimleri gördüğünden beri başka bir şey düşünemez olmuştu. Kendisini orada hayal etmek istemiş ama bir türlü başaramamıştı. Kendisi de hep havada asılı kalmış, ipi bıraktığı anı ya da diğer ipi yakaladığı anı bir türlü tam kurgulayamamıştı. Şimdi hayallerindeki eksik parçaları tamamlayabilir, o resmin her tarafını kendi kafasında çizebilirdi. Kim bilir belki o cambazla konuşabilirdi de. Bu müthiş bir şeydi onun için.</p>
<p align="justify">“Gösterileri izlemeliyim.” diye düşündü kendi kendisine.</p>
<p align="justify">Görmeliydi o hareketleri. Uçmanın o kendisine has büyüsü ile zamanın anlamını yitirdiği, o birkaç saniyenin sanki yüzyıllar gibi sürdüğü, özgürlüğün bütün azameti ile karşısına serildiği o hareketleri görmeliydi.</p>
<p align="justify">Güneş bir türlü batmak bilmiyordu. Sanki gökyüzüne çivilenmişti. Olduğu yerde duruyordu. Dolaştı durdu bütün gün. Nasıl olsa yapacak işi de yoktu. Kuşları seyretti sürekli. O da uçmak istiyordu. Uçmak ve özgür olmak. Kendisinin yapamadığını bugün cambazdan seyredecekti. Kim bilir belki bir gün o da cambaz olabilirdi. Belki bir gün o da teller üzerinde gezebilir, bir o ipten bir diğer ipe uçabilir, özgür olabilirdi.</p>
<p align="justify">Akşamı zor etti. Gösterinin başlamasına daha epeyce zaman vardı. Ancak dayanamamıştı. Gelmişti çadırın olduğu yere. Dolaştı her tarafı. Hayvanları, eğitmenleri, palyaçoları seyretti uzun süre. Ama esas beklediğini, cambazı görememişti.</p>
<p align="justify">“Biraz sonra izleyeceğim nasıl olsa” diye düşündü.</p>
<p align="justify"> O gece sirk çadırının içinde bambaşka bir dünyaya gitti. Daha önce afişlerde gördüğü, hayran olduğu her şey karşısında duruyordu. Üstelik bu sefer hareketliydiler. Bütün gece boyunca nefes almadan izledi her şeyi, her ayrıntıyı. Hele cambaz gösterisine başladığında bütün dünya ile ilişkisi kesilmişti. Sanki sadece kendisi ve cambaz vardı. O tek izleyici, cambaz da vücudunu bir enstrüman olarak kullanan bir virtüözdü. Ellerini ipten çekip de parendeler atmaya başlayınca soluğu iyice kesiliyor, gözleri ile kafası da bir aşağı bir yukarı inip çıkarak izliyordu. O hareketleri, kıvrımları, o estetiği bütün vücudu ile hissediyordu.</p>
<p align="justify">Yatağına döndüğünde vakit iyice ilerlemişti. Uzandı.</p>
<p align="justify">“Ben de cambaz olacağım. Ben de uçacağım.”</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Sonunda beklenen saat gelmişti. Akşam olmuş, herkes pırıl pırıl bayramlıklarını giymiş, çocuklar da her zamanki yerlerini almış, bu son gösterinin en küçük bir anını kaçırmamak, her ayrıntıyı beyinlerine kazımak ve hayallerinde yeniden o yüzlere dönmemek için kullanılmak üzere canlı tutmak için en stratejik yerlere yerleşmişlerdi.</p>
<p align="justify">Gösteriler başlamıştı. Sirkin parlak spotları altında bütün sirk elemanları geçit törenine çıktılar. Önce yer akrobatları, taklalar atarak ilerliyor, arkasından bütün ihtişamı ile hayvanlar ve onları dizginleyebilmenin, daha da önemlisi istediklerin yaptırıyor olabilmenin haklı gururu ile eğitmenleri, en arkada ise kırmızı, mor, yeşil, pembe, bütün renkleri üzerlerinde, yüzlerinde barındıran, ama kafalarında bu renkleri bir türlü yaşayamayan palyaçolar geliyorlardı. Seremoni bütün göz alıcılığı ile sürüyordu. Ama herkesin aklı cambazlardaydı. Herkez bir an önce onları görmek istiyorlardı. Fakat cambazlar bu geçit töreninde yoklardı. Son palyaço da alanı terk edince ışıklar karardı. Bir homurtu yükseldi seyircilerden. Cambazları görememişlerdi.</p>
<p align="justify">Sirkin ışıkları yavaş yavaş kararırken, “neredeler? yoklar mı?” vb sorular duyulmaya başlandı tribünlerden.</p>
<p align="justify">Çadırın çapraz köşelerinden yakılan iki spot biden tavanda karşılıklı iki noktayı aydınlattı. Sporların biri bir cambazda, diğeri öteki cambazdaydı. Ellerinde iplerle kendilerini birden boşluğa bıraktılar. Ortalığa derin bir sessizlik çökmüştü. Kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Cambazlar havada eş zamanlı bir takla atıp yere indiler ve şık bir hareketle seyircileri selamladılar. Bir alkış koptu. Cambazlar daha gösterinin başında seyircileri avuçlarının içine almışlardı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Ertesi gün yine sirkteydi. Daha ertesinde de, daha ertesinde de. Her seferinde gündüz geliyordu. Cambazı görmek istiyordu. Onunla konuşmak, kabul ederse onunla gitmek. Fakat konuşmak bir yana karavanına bile yaklaşamıyordu. Günler de hızla geçip gidiyor, ama bir türlü istediğini yapamıyor, bütün gündüz ve geceleri bu sirkin etrafında geçiyordu. Artık sirkin son iki günüydü. İyice umudunu yitirmişti. Yine de gitmişti aynı yere. Umutsuzca cambazın karavanına baktı. Kapı hafif aralıktı. Demek ki içerideydi. Etrafına bakındı. Kimseler yoktu. Usulca sokuldu karavana doğru. Bir daha etrafı kontrol etti. Hala kimseler yoktu. Usulca içeri kaydı. Göğsü kafesinden fırlayacak gibiydi. O içerdeydi. Yatıyordu. Seyretti bir süre. Yüzünün kıvrımlarını, vücudunu inceledi bir süre. Ses çıkarmadan bir köşeye geçti. Uyanmasını beklemeye başladı. Daha fazla dayanamadı. Uyudu kaldı olduğu yerde.</p>
<p align="justify">Kendine geldiğinde bir el şiddetle omzunu sarsıyordu.</p>
<p align="justify">“Kalk bakalım! Burasını otel sandın galiba.”</p>
<p align="justify">Rüyada sandı bir an kendini. O karşısındaydı. Etrafına bakındı. Ne diyeceğini bilemedi.</p>
<p align="justify">“Özür dilerim uyuyup kalmışım.”</p>
<p align="justify">“Kim izin verdi senin buraya girmene?”</p>
<p align="justify">“Kimse değil. Vallahi kimse değil. Ben kendim geldim. Gizlice. Kimsenin haberi yok geldiğimden.”</p>
<p align="justify">“Ne istiyorsun peki?”</p>
<p align="justify">“Sizinle tanışmak. Ben de cambaz olmak istiyorum. İzin verirseniz sizinle geleyim. N’olur. Her istediğinizi yaparım.”</p>
<p align="justify">Şöyle bir süzdü cambaz çocuğu. Çok çelimsiz, zayıf bir şeydi. Fakat gözlerindeki ışıltı hoşuna gitmişti. Bu ışıltıyı çocuk cesareti ile birleştirmiş, onun yanına kadar sokulmuştu. O da böyle yapmamış mıydı? Bir cambaza, ustasına gidip söylememiş miydi? Gülümsedi. İlk gençliğini yeniden yaşamıştı şu kısacık zamanda.</p>
<p align="justify">“Peki gel bakalım. Yalnız para yok haberin olsun.”</p>
<p align="justify">Beklemiyordu kabul edilmeyi. Ama “gel” demişti işte. Cambaz olacaktı. Uçacaktı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify">İlk önce yer akrobatları çıkıyordu gösteriye. Yer akrobatlığı cambazlığın ilk aşamasıydı. Yerde yapılan hareketlerle vücut ısındırılıyor, esnekliği artırılıyordu. Cambaz adayları yere serilen minderlerde hareketlerini yapıyor, yerden yükselip parendeler atıyor, doğa kanunlarına aykırı taklalarla izleyenleri şaşırtıyorlardı. Gösteri yapılan alanın kenarlarında palyaçolar duruyor, bir yandan küçük çocukları eğlendirirken, diğer yandan gösterilerin bitmesini bekliyorlardı. Çünkü biten her gösterinin arasında boşluk doldurmak için sahneye çıkıyor, diğer gösteri başlayana kadar izleyiciyi oyalıyorlardı. Bu yaşamlarına da yansımıştı artık. Yüzlerinden boyalarını silip de kendileri oldukları anlarda bile sanki yaşama boşluk doldurmaya gelmiş gibi hissediyor, fakat bir türlü asıl gösterinin ne olduğunu çözemiyorlar, mutsuzlukların gizlemek içinde akşamları boyalarla kapattıkları gözlerindeki hüznü, gündüzleri de dudaklarının kenarındaki tebessümle gizlemeye çalışıyorlardı.</p>
<p align="justify">Alanın bir ucunda bir sonraki sahneyi alacak olan grup bekliyor, fakat sırası geldiğinde biraz gecikiyor, palyaçolara duydukları saygıyı bu şekilde ifade ediyorlardı.</p>
<p align="justify">Cambazlardan sonra meydanı vahşi hayvanlar alıyordu. Gerçi hayvanların vahşiliği sadece isimlerinde kalmıştı ama hala izleyenleri ürkütebiliyorlardı.</p>
<p></span><span style="font-size: x-small;"></p>
<p align="justify"> </p>
<p></span><span style="font-size: medium; font-family: Helvetica;"></p>
<p align="justify">Bu gece de aynı kural bozulmamıştı. Herkes planına uygun şekilde sahne alıyor, seyredenlerde – belki son gösteri olması nedeni ile – coşku son safhada onları çılgınca alkışlıyor, sahnedekilerle tek vücut oluyorlardı. Ama her şeye rağmen belliydi. Herkes cambazları istiyordu. Seyirciler bu bölümlerin bir an önce bitmesini bekliyor, sirkteki görevliler de kıskançlıkla karışık bir saygı ile seyircileri cambazlara hazırlıyorlardı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Sirkle birlikte o da yola çıkmıştı. İlk zamanlar sadece ayak işlerinde çalışıyor, getir götür işlerine bakıyordu. Öyle zaman oluyordu ki cambazı bile göremiyordu. Fırsat buldukça cambazın hareketlerini kendi kendine tekrar ediyordu. Vücudu ile amansız bir yarışa girmişti. Vücudu direniyor, o ise yapmak istiyordu. Bedeni zayıftı. Bedeni güçsüzdü. Ancak yapacaktı. Kendisi de büyük bir cambaz olacaktı.</p>
<p align="justify">Zamanla çalışmalara o da katıldı. Daha önceden kendi kendine çalıştığı için çok hızlı ilerleme kaydediyordu. Gireli daha az bir zaman olmasına rağmen diğer yer cambazlarından daha ustaca hareketleri gerçekleştiriyor, vücudunun her santimetre karesini kontrol altında tutuyordu, denge konusunda büyük ustalık gösteriyordu. Denge. Bütün olay bu sözcükteydi. Çok kısa sürede fark etmişti. Gündüz akrobatik çalışmalarına gece de denge çalışmalarını eklemişti. Bazen bir kalasın üzerinde, bazen bir konserve kutusunda, bulduğu her şeyde ve her yerde. Cambazla birlikte gösteriye çıkacağı günün hayalini kurarak daha da hırslanıyor, çalışıyor, çalışıyordu.</p>
<p align="justify">O çalıştıkça cambaz da mutlu oluyordu. Başlangıçta – her ne kadar içi ısınsa da – soğuk durmuştu. Böyle öğrenmişti çünkü. Öğrencinle yüz göz olmamalıydın. Hatta başlangıçta hiç ilgilenmemeliydin ki senin kıymetini bilsin. O da öyle yapmıştı. İlgilenmemişti. Ancak çocuktaki yeteneği de ilk başkan fark etmişti. Vücudu lastik gibiydi. Daha önemlisi cesurdu. Yeri geldiğinde gözü kararıyor, istediğini yapana kadar hiçbir şey tanımıyordu. Çok öğrenci gelip geçmişti elinden, ancak böylesi hiç olmamıştı. Kaçırmamalıydı bu çocuğu.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Nihayet son gösteri de bitmiş, sahne boşalmıştı. Artık zaman cambazlarındı. Çadırdaki sessizlik o derece yoğundu ki, sanki bütün dünyada zaman durmuş, her şey, her yer ve herkes sonsuza kadar donup kalmıştı. Fark edilen sadece sahnedeki karaltının içinde devam eden hareketlilikti. Birileri sürekli koşturup duruyor, bir şeyler getirip, bir şeyler götürüyorlardı. Ancak hazırlığı yapanlar da bu sessizliği bozmamak için ellerinden geleni yapıyor, ağırlığın, yoğunluğun, zamansızlığın o büyü ile karışık tütsülü havasını soluyor, keyfini çıkarmaya çalışıyorlardı.</p>
<p align="justify">Işıklarla birlikte eş zamanlı olarak şiddetini ışıklarla yarıştırırcasına trompetler çalmaya başladı. Biraz önceki sessizlik ve karanlık yerini alabildiğine şiddetli trompet ve bu trompetlere çevrilmiş her biri tek başına kasabayı aydınlatabilecek güçte spotlara bıraktı. Tam bir renk ve ses cümbüşü, üstelik de birdenbire başlamıştı. Herkes oturduğu yerde sıçradı bir kere. Kimisi parmakları ile damaklarını kaldırdı, kimisi ellerini yüreklerinin üzerine koyup, atıp atmadığından emin olmaya çalıştı. Bu ani değişiklik herkesi birdenbire uyarmıştı. Ancak gerilimde hala değişen bir şey yoktu. Bu sefer de sanki trompetler zamanla yarışıyordu. Zamanla trompetlerin tarifsiz bir şiddet yarışı başlamıştı. Kimin galip olduğu belli olmayan bu yarışta bilinen tek şey, herkes artık diken üstündeydi. Gözler faltaşı gibi açılmış, herkes bakmakla bakmamak , görmekle görmemek arasında gidip geliyordu.</p>
<p></span><span style="font-size: x-small;"></p>
<p align="justify"> </p>
<p></span><span style="font-size: medium; font-family: Helvetica;"></p>
<p align="justify">Trompetler kesildi birden bire. Sanki bir bıçak değmişti. Bütün sesler durmuş, zaman da bu büyük rakibine saygısını belli edercesine şiddetini kesmişti. Işıklar bu yarışmanın dekorları olduklarını bilerek onlara uymuş, trompetler kesilir kesilmez sahne yeniden kararmıştı. Birden iki spot sahnenin iki köşesini aydınlattı. Huzmelerin düştüğü köşelerde iki cambaz en can alıcı, en parlak kostümleri ile göründüler. Büyük cambaz kan kırmızı bir kostüm giymişti. Ustalığını, büyüklüğünü ispatlarcasına yakıcı, ezici ve ürkütücü bir kırmızı. Küçük olan ise soluk mavi bir renkteydi. Mavi o derece soluktu ki fırtına ile dinginlik, toprakla hava, yaşamla ölüm arasında sıkışıp kalmış gibiydi.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Zaman hızla akıp gidiyordu. Çocuk artık iyiden iyiye cambazlığı öğrenmişti. Üstelik kendi kendisine yeni numaralar buluyor, bunları ustasına gösteriyor, vücudunun ustalığını zekası ile birleştiriyordu. Ustası ise onu izledikçe mutlu oluyor, onda gençliğini yeniden yakalıyor, yitirilmiş sevdalarını yeniden yaşıyor, zamanı geriye çeviriyordu. Üstüne titriyordu sürekli. Tehlikeli bir atlayışta yüreği kabarıyor, çocuk yere inene kadar ona bakamıyordu. Onun başına bir şey gelsin istemiyordu. Yükselmesini, daha yükselmesini, İkarus gibi kanatlanıp güneşe uçmasını istiyordu. Çünkü güneş kendisiydi ve çocuk ancak uçabilirse kendisine yaklaşabilirdi.</p>
<p align="justify">Artık sirkin en önemli ikilisi haline gelmişlerdi. Bütün gittikleri yerlerde onlara ilgi gösteriliyor, sirkin patronu bir dediklerini iki etmiyordu. Çocuk amacına ulaşmıştı. Cambaz olmuştu. Ünlü olmuştu. Ancak değişmeyen tek bir şey vardı. Ustasına karşı hala hiçbir şey değişmemişti. İlk günkü gibi korkuyla karışık bir sevgi duyuyordu. Aslında ilk başlarda onu geçmek istemişti. Artık onu da istemiyordu. Ustasının sürekli yanında olması, her yeni gösteride onun kendine has eda ile kafasını sallaması, onu yüreklendirmesi yetiyordu. “Aferin çocuk!” demesi mutlu ediyordu. Daha fazlasını istemiyordu. Eğer ünlü olmaksa bu ustası ile birlikte olmalıydı. Kendi kendine elbette yeterliydi artık. Bir gösteriyi tek başına rahatlıkla çıkarırdı. Hatta isterse ustasından daha usta bir cambaz da olabilirdi. Bunların hepsini biliyor, ancak içindeki vefa duygusu buna izin vermiyordu. Kendisini sürekli borçlu hissediyor, bu borcu da ona ödemeyeceğini biliyordu. Ustası ona hayallerini vermişti. Hayallerin karşılığı ise ödenemiyordu.</p>
<p><font face="Helvetica" size="4"></p>
<p align="justify">Başlarda ustası da onun gibi düşünüyordu. Onu izledikçe birlikte yapacakları güzel şeylerin hayalini kuruyor, bunların hayali bile onu heyecanlandırıyordu. Çocuk kendisine hayallerini yeniden kazandırmıştı. Fakat bunun henüz farkında değildi ve farkına varması için çok zaman geçmesi gerekiyordu. Aralarındaki fark da buydu. Sonuçta çocuk “ikarus” kendisi de “güneş</p>
<p></font></span></p>
<p align="justify"> </p>
<p><span style="font-size: medium; font-family: Arial Unicode MS;">”</span></p>
<p align="justify"><span style="font-size: medium; font-family: Helvetica;">ti. Çocuk güneşe ulaşmaya çalışıyordu. Ancak güneşe ulaşmak da imkansızdı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Seyirciler cambazın hangisini kim olduğunu bu kostümlerden anlamışlardı. İki cambaz da kendilerine ait yerlerde bekliyorlardı.</p>
<p align="justify">İlk önce seyirciyi ısındırmak ve gerilim artırmak için küçük küçük atlayışlar yapmaya başladılar. Kurulan iki kulenin üstünde bir o kuleye, bir bu kuleye gidip geliyorlardı. İkisi içinde zaman yeniden durmuş, özgürlüğün o muhteşem raksı başlamıştı. Uçuyorlardı ve uçtukça özgürleşiyorlardı. Bu atlayışların birisinde ikisi de aniden havada takla atarak havada ipleri değiştirdiler. Seyirciler kuleler arasında gidip gelmelerin ritmine öylesine kaptırmışlardı ki, beklemiyorlardı böyle bir şeyi. Sanki sonsuza kadar cambazlar böyle sallanacak, onlar da izleyeceklerdi. Bu atlayışla birlikte ısınma turlarının da bittiğinin işareti gelmişti. Artık esas gösteri başlıyordu. Herkes daha bir dikkatli, daha bir yoğun izlemeye başladı. Patron bile odasından dışarı çıkıp kulis kapısına gelmiş, sirkin diğer elemanları arasında kendisine zar zor yer bulmuştu gösteriyi izlemek için.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Çocuk biliyordu hedefinin ne olduğunu. Evet ustasını geçmeyecekti. En azından o hayattayken. Ancak ondan aşağı da olmayacaktı. Onun gibi olacaktı. O varolduğu sürece onun üstüne çıkmayacaktı. Oysa onu geçebileceğini, onu geride bırakabileceğini çok iyi biliyordu. Üstelik çevresindekilerde biliyordu onun bunu yapabileceğini. Merak da ediyorlardı neden ustasını geçmediğini. Çünkü bu tarih boyunca böyle gelmiş, boynuz kulağa geçmiş. Ama bu sefer boynuz kulağı geçmeyecek, onu üzmeyecekti. Onunla aynı kalacaktı. Ta ki&#8230;</p>
<p></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"></p>
<p align="justify"> </p>
<p></span><span style="font-size: medium; font-family: Helvetica;"></p>
<p align="justify">Ustası da artık fark etmeye başlamıştı. Çocuk artık eski çırak değildi. Usta bir cambazdı ve yerini almaya hazırlanıyordu. Bunu fark ettiğinde aklına gelen ilk şey de yaşı olmuştu. Oldukça ilerlemişti. Çocuk ise çok gençti ve önünde uzun bir zaman vardı. Korktu bu düşünceden. Kendi yaşından, çocuğun gençliğinden. Hazırlıksız yakalanmıştı bu duruma. Evet kendisi güneş, çocuk ise ikarustu. Ancak ikarus çok yaklaşmıştı güneşe ve onu yakalamak için çok vakti vardı. Fakat güneşin kaçacak zamanı kalmamıştı. Uzun geceler boyunca bu düşünce beynini kemirdi durdu. Bir şeyler yapmalıydı. Çocuk kendisini geçmemeli, o taht sonsuza kadar onun olmalıydı. Bir şeyler yapmalıydı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p><strong></p>
<p align="center">***</p>
<p></strong></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Cambazların gösterisi bütün hızı ile sürüyordu. Usta çırak, baba oğul, bütün hünerlerini döküyorlardı ortaya. O kısacık zaman diliminde doğa ve onun koyduğu tüm yasalarla dalga geçiyorlardı. Herkes pür dikkat onları izliyor, cambazlarla zamanın aralarında kurduğu dengeyi bozmamak için nefes bile almak istemiyorlardı.</p>
<p align="justify">Gösterinin sonu gelmişti. Artık bu son gösteri olacaktı ve ondan sonra zaman tekrar eski alışkanlığına dönecek, insanlara tanıdığı, ne kadar olduğu belli olmayan (belki bir an, belki de binlerce yıl) bu serbestliği bitirecekti.</p>
<p align="justify">İki cambaz kulelerin üstünde son gösteriye başlamadan önce göz göze geldiler. Bir an bakışlar kesişti. Fakat bu bakışlar bir “hazırım” mesajından çok veda içeriyordu. Çocuk ustasına minnettar bir hava ile, ustası da ona bir güneş tavrı ile bakıyordu. Bu bir anlık bakışmayı kimse fark etmemişti. Kimse görmemişti. Ancak bu bakışlar sonun habercisiydi. Her iki cambaz da sanki bunu biliyorlardı.</p>
<p align="justify">Atlayış çok zordu. Bu yüzden iki cambaz da gergindi. Ancak ustanın belli belirsiz bir rahatlığı vardı. Sanki bu gösteride her şey onun istediği gibi gidecekti. Çocuk ise ustası ile beraber bu atlayışı yapıyor olmanın ötesinde bir rahatlık hissedemiyor, gerginliği arttıkça artıyordu.</p>
<p align="justify">İki cambaz son kez göz göze gelip birbirlerini süzdüler – belki de vedalaştılar – kendilerin boşluğa bıraktılar. İlk önce çocuk ellerini bırakacak, havada üç takla atıp ustasının ellerini tutacaktı. En önemli yer de burasıydı zaten. Buradaki bir zamanlama hatasının sonu korkunç olabilirdi. Daha sonra usta da ellerini bırakacak, her ikisi birden devinimi tamamlamakta olan iplere geri döneceklerdi.</p>
<p align="justify">Çocuk havada süzülürken ilk defa özgürlüğü yaşayamadığını hissetti. Hep bu anlarda kendini özgür hisseder, zaman dururdu. Ancak bu sefer zaman hızla akıyor, fakat bir türlü o istediği duyguyu, o kendisini yaratan coşkuyu yakalayamıyordu. Bir terslik vardı. Saliseler akıp gidiyordu. Artık o coşkuyu yakalaması için çok geçti geri dönülmez noktadaydı ve ustasından başka güveneceği hiçbir şey yoktu. Ona da güveniyordu. Onu ancak o kurtarabilirdi. Yoksa gösteriyi başaramazdı.</p>
<p align="justify">Usta ise ilk defa böylesine huzurlu, böylesine güvenli başladı atlayışa. Atlayışın başında oluşan gerginlik yok olup gitmişti. Zaman onun için akmıyor, saliselerini bekletiyordu. Çok rahat bir şekilde süzülüyordu çocuğa doğru. Gençliğine geri dönmüş, yeniden zamanı durdurmuştu.</p>
<p align="justify">Ellerini havada bıraktı çocuk.</p>
<p align="justify">O anda izleyenler de artık bu yüksek adrenalin bombardımanına dayanamayacak hale gelmişlerdi. Gösterinin bir an önce bitmesin, küçük ve sakin yaşamlarına geri dönmeyi istiyorlardı.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Birinci takla.</p>
<p align="justify">Ustasına baktı. Gözler kesişti. Usta hızla yaklaşıyordu&#8230;</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">İkinci takla.</p>
<p align="justify">Gözleri ile yine ustasını kontrol etti. Yine gözler kesişti. Ustası geliyordu&#8230;</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Ve üçüncü takla&#8230;</p>
<p align="justify">İzleyenler oldukları yerde çakılıp kalmışlardı. Çığlık bile atamamışlardı olanlar karşısında. Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Üçüncü takla ile beraber ustasının elini tutacakken çocuk kayıp yere düşmüştü.</p>
<p align="justify">İzleyenler olayın şokunu atlattıktan sonra yardım için koştular. Bu kısa zaman o kadar uzun sürmüştü ki. Artık çok geçti. Olanlar olmuş, bütün umutlar, hayaller ve yaşam tükenmişti.</p>
<p align="justify">Usta da hemen indi aşağı. Yüzünde çocuğunu kaybeden babanın hüznü ile karanlığı emerek varlığını sürdüren bozkırın vakurluğu birleşmişti. Ağlamıyordu. Ağlayamıyordu. Bozkır izin vermiyordu ağlamasına.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">Ağzından belli belirsiz şu cümleler döküldü.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify">“İkarus güneşe yaklaştı. Ama kanatları balmumundandı. Yaklaştıkça eridi.”</p>
<p align="justify"> </p>
<p></span><strong><em><span style="font-size: medium;"><strong><em><font size="4"></p>
<p align="left">Ali TAŞ</p>
<p></font></em></strong></span></p>
<p align="left"> </p>
<p></em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/c-a-m-b-a-z.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEY ABBAS HEY</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/hey-abbas-hey.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/hey-abbas-hey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2008 17:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Acımak]]></category>
		<category><![CDATA[Aldanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kar Havası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=25</guid>
		<description><![CDATA[Hay Abbas hay, o zaman küçük çocuklardık, şimdi büyük çocuklar olduk. O zaman halis, yağsız beyaz peynirdik, şimdi biraz taze kaşar olduk, kaşarlandık, sararıyoruz da bak, gözlerimizin altı torbalanmakta yavaşça. Derken kaçırdın bizim kızı gitti. Kaçanda mıdır kabahat, yoksa kaçıranda mı? Bana sorarsanız kaptırandadır. Ama bu kız durmadan seken bir ceylandır, birinden bana, benden sana&#8230; Sanıyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Hay Abbas hay, o zaman küçük çocuklardık, şimdi büyük çocuklar olduk. O zaman halis, yağsız beyaz peynirdik, şimdi biraz taze kaşar olduk, kaşarlandık, sararıyoruz da bak, gözlerimizin altı torbalanmakta yavaşça. Derken kaçırdın bizim kızı gitti.<span id="more-25"></span> Kaçanda mıdır kabahat, yoksa kaçıranda mı? Bana sorarsanız kaptırandadır. Ama bu kız durmadan seken bir ceylandır, birinden bana, benden sana&#8230; Sanıyor musun ki sana gelince duracaktır, yaşı daha gençtir, memeleri dolgun ve diri, endamı alımlıdır. Abbas, kardeşim, senden iyileri de vardır.</p>
<p align="justify">Yahu ne yapsam kızamıyorum sana, acıdığımdan mıdır nedir? Gerçi şimdi biraz dokunmakta geceleri çatlak duvarlardan odaya kar havası dolunca, kitap okurken kucağımda uyuyakalmış birini bulamayınca ama o kadar da dert ettiğim yok.</p>
<p align="justify">Herşey senden yana Abbas, herşey senden yana. Hani atalar meclisini toplasak da ediverseler sözlerini beni asmaya vardırırlardı işi; aş derlerdi, iş derlerdi, eş derlerdi, kaptırdın mı yandın gitti. Sen de yiğit kişi olurdun, tuttuğunu koparan, becerikli kişi. Ne ki durum pek böyle değil, bilirim seni.</p>
<p align="justify">Aslında bunu baştan demeliydim ya okuyucular katlanıversin, kızı kaçıran Abbas değil, Abbas&#8217;ı kaçıran bizim kızdır. Benim marangoz çıtalarının yanında Abbas&#8217;ın iri kolları, kamburumun yanında Abbas&#8217;ın o heybetli duruşu biraraya geldiğimizde sineğin ışığa gittiği gibi bizim kızın aklını başından alıverdi. Gerisini anlatmaya hacet yok.</p>
<p align="justify">Benimki de pek bir akılsızmış a canım. Hoş, bazen derim, tanrım şu koca kafamdan biraz alıp da neden koluma, bacağıma; koca burnumdan alıp da yüzüme, gözüme vermedin. Amaan der, oturup dımdım çalacağına, kitap okuyacağına bedenini geliştirseydin, sana bunu düşünecek kadar akıl verdim ama kullanmadın. Doğru derim, eski Yunan&#8217;daki derslerden biri de bedeni geliştirmek üzerineydi, hatta Platon atletik vücut yapısıyla da ünlenmiş bir adamdı; Sokrates Pellopennes (?) savaşında mıydı neydi, ön saflarda çarpışmıştı; Descartes, asker adamdı.</p>
<p align="justify">Hay Abbas hay, kız iki kıvırttı da aldanıverdin. Benden önceki senin gibi iriyarı bir adamdı, beraber yaşıyorlardı, bir akşam yemeğe gittiydik arkadaşlarla da orada tanıştıydım, sonra içtiydik, orada yattıydım. Yorganımın altına giriverdi, fakirin yatağını renklendiriverdi, sonra beraber yaşamaya başladık. İnce hesaplar ettim, ipince hesaplar, bağımsız değişken de sen oluverdin. Sanmam ki sen bunları akıl edesin.</p>
<p align="justify">Ama Abbas dersen ki bu hayat hesap edecek kadar ince değildir, benim dediğim kendini avutmaktan öte birşey değildir, o zaman giderim, o zaman bu yazıyı burada kesmem gerekir.</p>
<p align="justify">Deniz Engin</p>
<p align="justify">990227 Alanya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/hey-abbas-hey.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖĞRETMENİN KÜLTÜR HARİTASI</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/ogretmenin-kultur-haritasi.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/ogretmenin-kultur-haritasi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2008 18:58:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sizden Gelenler]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenlerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Satıcı Öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyar Köfteci]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyar mı Öğretmen mi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[   Öğretmenin kültür haritası *Ümit AKTAN*       İstanbul&#8217;un kültür haritasını ondan iyi bilen yoktu. Dünyası bu kültür etkinliklerinin yeri ve saatini içeren harita olmuştu ve artık onunla yaşıyordu. Bir gün önceden, fen ve hayat bilgisi dersinden çıkar ve yolda başlardı kültür haritası üstünde çalışmaya. Akşam, nereye gideceğini belirler, sonra da bir güzel hazırlanmaya başlardı tek göz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>   Öğretmenin kültür haritası</p>
<p>*Ümit AKTAN*</p>
<p>      İstanbul&#8217;un kültür haritasını ondan iyi bilen yoktu. Dünyası bu kültür etkinliklerinin yeri ve saatini içeren harita olmuştu ve artık onunla yaşıyordu. Bir gün önceden, fen ve hayat bilgisi dersinden çıkar ve yolda başlardı kültür haritası üstünde çalışmaya.<span id="more-60"></span> Akşam, nereye gideceğini belirler, sonra da bir güzel hazırlanmaya başlardı tek göz odadan oluşan evinde.</p>
<p>   Daha dün gece Harry Connick Jr. konserindeydi. Konserin uzaması nedeniyle geç saatlere kalmış, bugünkü Bahçedüzü ilköğretim okulunda verdiği Hayat Bilgisi dersinde esnememek için kendini zor tutmuştu. En zorlandığı da Sultans Of the Dance gösterisinden önce Lütfü Kırdar&#8217;da ki İgdaş&#8217;ın şiir ve resim yarışması sonrasında açılan sergi sırasında olmuştu. Biri Harbiye&#8217;de, diğeri havaalanı civarında.. Yetişmekte çok zorlanmıştı.. Ama ne yapsın ki, okul işi, kültür etkinlikleri de artık ek işi sayılırdı.</p>
<p>      Öğretmen, akşamlarını İstanbul&#8217;un kültür haritasına göre parselliyor ve hiç bir aktiviteyi kaçırmıyordu. Kalabalıkla besleniyordu da diyebilirsiniz..</p>
<p>   Kültür hareketlenmesi neredeyse, o gider bulurdu. Kültür hareketi onun bereketiydi.. Şimdi Sting konserinin yeri ve zamanını bekliyordu. Hala belirlenmeyen tarih ve yer onun için çok önemliydi, çünkü Rumelihisarı Konserleri ile çakışması hiç de işine gelmiyordu. İkisinden birden faydalanmak varken, birini tercih etmek zorunda kalmak ağırına gidiyordu.</p>
<p> Yarın Eros Ramazotti&#8217;nin konseri vardı açıkhavada.. Orayı çok seviyordu.. Kültür haritasındaki en verimli yer orası idi ona göre. İstanbul&#8217;un sinema günleri ise en verimsiz yerlerdi. Aslında maçlar onun için çok bereketliydi.. Şimdi maçlar olmadığından kültür etkinliklerine mahkum olmuştu.</p>
<p>      O, öğretmendi ve okuldan sonra kalabalığa muhtaçtı. Çünkü seyyar arabasıyla köfte satıyordu&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/ogretmenin-kultur-haritasi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

