<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dergimiz.Biz &#187; Biz Bize</title>
	<atom:link href="http://www.dergimiz.biz/kategori/biz-bize/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dergimiz.biz</link>
	<description>Okunacak Her Şey Burda</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Sep 2011 07:07:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>ATATÜRK&#8217;ÜN İNÖNÜ&#8217;YE YAZDIĞI MEKTUP</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/ataturkun-inonuye-yazdigi-mektup.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/ataturkun-inonuye-yazdigi-mektup.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 17:06:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk tarafından yazılan mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün gönderdiği telgraf]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk'ün İnönüye yazdığı telgraf]]></category>
		<category><![CDATA[İnönüye yazılmış telgraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[İnönü&#8217;ye Atatürk Tarafından Yazılan Telgraf Türkiye Cümhiriyeti kurucularına ve bizleri özgürlüğe götüren önderlere kimi kesimlerden hatsız saldırılar geliyor. Tabiki bu saldırılar Türk Milleti tarafından gereğince püskürtülecektir. Vakıflar Haftası dolayısıyla düzenlenen bir törende Atatürk&#8217;ün dönemin başbakanı İsmet İnönü&#8217;ye yazdığı bir mektuptan söz edilmekte. Sözde bu mektubun arkadasına saklanarak ta Kurtuluş Savaşı önderlerinden büyük komutanlarından İsmet İnönü&#8217;ye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: right;margin: 4px;"><script type="text/javascript">// <![CDATA[
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// ]]&gt;</script>
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p><p>İnönü&#8217;ye Atatürk Tarafından Yazılan Telgraf</p>
<p>   Türkiye Cümhiriyeti kurucularına ve bizleri özgürlüğe götüren önderlere kimi kesimlerden hatsız saldırılar geliyor. Tabiki bu saldırılar Türk Milleti tarafından gereğince püskürtülecektir.<br />
  Vakıflar Haftası dolayısıyla düzenlenen bir törende Atatürk&#8217;ün dönemin başbakanı İsmet İnönü&#8217;ye yazdığı bir mektuptan söz edilmekte. Sözde bu mektubun arkadasına saklanarak ta Kurtuluş Savaşı önderlerinden büyük komutanlarından İsmet İnönü&#8217;ye çamur atmaya çalışmışlardır. Mektup diye sözü edilen gönderi bir telgraftır. Bu telgraf 19 Şubat 1931 yılında yazıldı.<br />
<span id="more-261"></span></p>
<p>  Atatürk 19 Şubat 1931 tarihinde Konya&#8217;daki gezisi sırasında İsmet İnönü&#8217;ye gönderdiği telgrafta şunları yazdı:</p>
<p>&#8220;(Acele ve Mühimdir) Konya: 19.2.1931</p>
<p>Başvekalete</p>
<p>Son tetkik seyahatimde muhtelif yerlerdeki müzeleri, eski sanat ve medeniyet eserlerini de gözden geçirdim.</p>
<p>1. İstanbul&#8217;dan başka Bursa, İzmir, Antalya, Adana ve Konya&#8217;da mevcut müzeleri gördüm. Bunlarda şimdiye kadar bulunabilen bazı eserler muhafaza olunmakta ve kısmen de ecnebi mütehassısların yardımı ile tasnif edilmektedir. Ancak memleketimizin hemen her tarafında emsalsiz defineler halinde yatmakta olan kadim medeniyet eserlerinin ileride tarafımızdan meydana çıkarılacak olanların ilmi bir surette muhafaza ve tasnifleri ve geçen devirlerin sürekli ihmali yüzünden pek harap hale gelmiş olan abidelerin muhafazaları için müze müdürlüklerinde ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere arkeoloji mütehassıslarına kat&#8217;i lüzum vardır. Bunun için Maarifçe harice tahsile gönderilecek talebeden bir kısmının bu şubeye tahsisinin muvafık olacağı fikrindeyim.</p>
<p>2. Konya&#8217;da asırlarca devam etmiş ihmaller sebebiyle büyük bir harabi içinde bulunmalarına rağmen sekiz asır evvelki Türk medeniyetinin hakiki şaheserleri kıymettar bazı mebani vardır. Bunlardan bilhassa Karatay Medresesi, Alaaddin Camisi, Sahipata medrese, cami ve türbesi, Sırçalı Mescid ve İnce Minare derhal ve müstacelen tamire muhtaç bir haldedir. Bu tamirin gecikmesi bu abidelerin kamilen inhirasını mucip olacağından evvela asker işgalinde bulunanların tahliyesinin ve kaffesinin mütehassıs zevat nezaretiyle tamirinin temin buyrulmasını rica ederim.&#8221;</p>
<p>   Atatürk&#8217;ün İsmet İnönü&#8217;ye gönderdiği telgraf doğru yorumlandığında bir kızgınlık değil tarihi eserlerin korunması için başlatılan bir çalışmanın göstergesidir.</p>
<p>   Lütfen Türk Milleti olarak bizleri bölmeye çalışanlara geçit vermeyelim. Bu nifak tohumlarını ekmeye çalışanları kendi pisliklerinde boğalım. Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkalım.</p>
<p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/ataturkun-inonuye-yazdigi-mektup.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YENİ FORUM SİTESİ www.bizekulakverin.com YAYINDA</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/yeni-forum-sitesi-wwwbizekulakverincom-yayinda.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/yeni-forum-sitesi-wwwbizekulakverincom-yayinda.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2008 22:17:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[KİM Bunlar]]></category>
		<category><![CDATA[Defolu Ürünler Canınızı mı Sıkıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanedeki Kuyruklar Bıktırmadı Mı]]></category>
		<category><![CDATA[İçtiğiniz Su Ne Kadar Sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Riskiyle Yaşamak Güzel mi]]></category>
		<category><![CDATA[Kazık Daima Vatandaşa mı Olacak K.D.V]]></category>
		<category><![CDATA[Sizce Çocuğunuz Bir Yarış Atımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[MERHABALAR, www.bizekulakverin.com Forum'umuz Yayında. Sesimizi güçlü olarak duyuracağız, karşılaşmış olduğumuz sorunlarımızı burada çözüme ulaştıracağız... Forumumuzda sizler tarafından iletilen sorunlar anında ilgilisine iletilecek ve takipcisi olunacaktır... Forumda Bulunan Ana Kategoriler: Tüketicinin Seslenişi Bu bölümde alış-verişlerde karşılaştığımız sorunları tartışacağız. Soru ve sorunlarınızı ilgili birimlere anında ileteceğiz ve takipçisi olacağız. Sağlık Hizmetlerinin Geldiği Son Nokta Ülkemizde Sağlık Hizmetleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><code>   MERHABALAR,</p>
<p>www.bizekulakverin.com Forum'umuz Yayında.</p>
<p> Sesimizi güçlü olarak duyuracağız, karşılaşmış olduğumuz sorunlarımızı burada çözüme ulaştıracağız...<br />
<span id="more-228"></span><br />
   Forumumuzda sizler tarafından iletilen sorunlar anında ilgilisine iletilecek ve takipcisi olunacaktır...</p>
<p>  Forumda Bulunan Ana Kategoriler:</p>
<p> Tüketicinin Seslenişi<br />
Bu bölümde alış-verişlerde karşılaştığımız sorunları tartışacağız. Soru ve sorunlarınızı ilgili birimlere anında ileteceğiz ve takipçisi olacağız.</p>
<p>  Sağlık Hizmetlerinin Geldiği Son Nokta<br />
 Ülkemizde Sağlık Hizmetleri - Özel Hastaneler hiç gündemden inmiyor. Halkın yararına gibi gösterilen değişikler aslında birilerinin kasalarını doldurmaya yarıyor. Sağlık işleri doğrudan devlet tarafından üstlenerek ücretsiz olmalı.</p>
<p> Edebiyat Güncesi<br />
Edebi yazılar, şiirler, vb. Forumumuzda yer bulacak. Hep sorunları tartışmak yerine biraz da okuyacağız, yazacağız kısacası birlikte üreteceğiz...</p>
<p>  Özel okul ve Kurslar<br />
Özel okul ve Kurslar Nereye Gidiyor ? Devlet okullarının biran önce elden geçirilerek verdiği eğitimin kalitesi yükseltilmeli. Devlet okulları giderek göz ardı edilmekte ve bunların yerine diğer "eğitim kurumları" geçmekte. Bu bataktan nasıl kurtululur bunu birlikte tartışacağız...</p>
<p> Genel Kategori<br />
Özgürce yazabileceğiniz bölümümüz. Karşılaşılan sorunlara yönelik yazdıklarımız burada yer alacak.</p>
<p> Bilgisayar ve Sorunlar<br />
Satın almadan kullanımına kadar karşılaşılan sorunlara yanıt bulacağınız bölümümüz.</p>
<p>Engellilerin Sorunları<br />
Engelli ve Ailelerinin karşılaştığı sorunların tartışılacağı ve çözüm önerilerinin yer alacağı bu bölümde sorunlarınız ilgili makamlara anında iletilerek takipçisi olunacak.</p>
<p>Eğitim ve Sorunlar<br />
  Türk Milli Eğitimindeki Sorunlar bir türlü bitmek bilmiyor. Bu bölümde sorunları ve çözümleri tartışacağız. Buradan çıkacak sonuçlar Milli Eğitim Bakanlığı'nda ilgili birime iletilecektir. Sonuçlar sitemizden yayınlanacaktır.</p>
<p>  Sizleri Kendinizi Özgür Hissedeceğiniz Forum sitemize katkıda bulunmaya davet ediyoruz.</p>
<p>www.bizekulakverin.com  Sitesi Hazırlayanları</p>
<p>-----%%%----</p>
<p> Ülkemizde yaşanan sorunları özgürce tartışıldığı bir ortam oluşturulmuştur. Kış ortasında DoğalGaza olmadık zamı yapanları, Kanser yapacak suları içirenleri, Hastanelerde kuyruklardan bıkan halkı, Devlet okullarını işlevsizleştirenleri, Her türlü olumsuzluğu fırsat bilip her şeye zam bindirenleri sitemizde yasalar çerçevesinde tartışacağız, iplerini pazara çıkartacağız.<br />
----<br />
<iframe src="http://ad.hepsiburada.com/advEngine.aspx?accountID=467cc22c-3277-4cea-bee7-c1dfef05b62e&#038;categoryID=25&#038;sizeID=13" width="336px" height="280px" frameborder="0"  scrolling="no"></iframe></p>
<p>Defolu Ürünler Canınızı mı Sıkıyor ???<br />
Sizce Çocuğunuz Bir Yarış Atımı ???<br />
İçtiğiniz Su Ne Kadar Sağlıklı ???<br />
Kanser Riskiyle Yaşamak Güzel mi ???<br />
Hastanedeki Kuyruklar Bıktırmadı Mı ???<br />
Kazık Daima Vatandaşa mı Olacak K.D.V ???</p>
<p>----</p>
<p>  www.bizekulakverin.com<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
/* 336x280, oluşturulma 31.10.2008 */
google_ad_slot = "1290109480";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/yeni-forum-sitesi-wwwbizekulakverincom-yayinda.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 Kasım Konuşma Metni &#8211; 10 Kasım Atatürk&#8217;ü Anma Konuşma Metni</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/10-kasim-konusma-metni-10-kasim-ataturku-anma-konusma-metni.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/10-kasim-konusma-metni-10-kasim-ataturku-anma-konusma-metni.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 22:56:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım Atatürk'ü Anma Konuşma Metni]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım Konuşma Metni]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk hakkında yazı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[10 Kasım Konuşma Metni - 10 Kasım Atatürk'ü Anma Konuşma Metni Büyük Önderi Anarken İki Mustafa Kemal vardır; Biri ben,fani Mustafa Kemal; diğeri milletin daima içinde yaşattığı Mustafa Kemallerdedir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa,beni bir Türk anası doğurmadı mı? Türk anaları daha Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Güç milletindir benim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><code>
<p> 10 Kasım Konuşma Metni - 10 Kasım Atatürk'ü Anma Konuşma Metni<br />
Büyük Önderi Anarken</p>
<p>İki Mustafa Kemal vardır; Biri ben,fani Mustafa Kemal; diğeri milletin daima içinde yaşattığı Mustafa Kemallerdedir.  Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa,beni bir Türk anası doğurmadı mı? Türk anaları daha Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı? Güç milletindir benim değildir.<br />
<span id="more-184"></span><br />
Eşsiz bir güneş doğdu Selanik'te 1881 yılında bir güneş ki  yalnız ülkemizi değil tüm dünyayı ebediyete dek aydınlatacak. Yok olmak üzere olan bir millete yeniden hayat veren,parçalanmış bir ülkeden bağımsız bir devlet kuran ve bir enkazdan çağdaş bir ulus meydana getiren deha  Mustafa Kemal Atatürk.</p>
<p>            Büyük adam,savaş meydanlarından meydanlara,hudut boylarından,hudutlara bir sel gibi akmış,en son halkıyla birlikte kurtuluş savaşı vererek Türkiye Cumhuriyetini yaratmıştır.</p>
<p>Küçük yaştan itibaren üstün yetenekleriyle dikkatleri üzerinde toplayan Mustafa Kemal Atatürk, ulusal kurtuluş savaşını başlatan ve yönlendiren bir meşale olmuştur. Kişisel çıkarlarını tamamen unutarak kendini milletine adayan bu değerli insan,savaş meydanlarında yenilmez bir asker,sosyal hayatta büyük bir yenilikçi,siyasette eşi bulunmaz bir devlet adamı ve liderdir.  Bu özellikleriyle yalnız Türk tarihinin değil,tüm dünyanın yetiştirdiği ender kişiliklerinden biridir. Bu nedenle onun büyüklüğünü yalnız biz kabul etmiyoruz;bütün dünya kabul ediyor. Mazlum milletler onun fikirleriyle bağımsızlıklarını kazanıyor;yenilikçi yöneticiler onu örnek alıyor. Nitekim,Asya'da ve Afrika'da sömürge olarak yaşayan bir çok millet,onun düşüncelerini öğrenip,yaptıklarını gördükten sonra uyanmışlar,bağımsızlıklarına kavuşmak için onun açtığı yoldan gitmişlerdir. </p>
<p>Atatürk'ün dehalığına şu olay örnek gösterilebilir. Türk orduları 1922 tarihinde Yunan ordularını İzmir'den Akdeniz'e  dökünce İngiltere Parlementosu heyecanlı bir toplantı yapmış ve üyeler sormuştu:<br />
-Nerede başvekil  Loyd Corc. . . . . . . Bize ne söz verdi,netice ne oldu?<br />
Bunun üzerine Loyd Corc yavaş yavaş kürsüye geldi.<br />
-Arkadaşlar,asırlar pek nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahiyi asrımızda Türk milleti yetiştirdi. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelir? Dedi kürsüden inip başvekillikten istifa etti.</p>
<p>            Hayatını milletinin mutluluğuna adayan bu değerli insan,savaşla kazanılan başarıları sosyal hayattaki yeniliklerle pekiştirmiştir. Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra Cumhuriyeti ilan etmiş,böylece halkın kendi kendisini yönetmesini istemiştir. Bunun ardından,yaptığı devrimlerle çağdaş bir ulus olmamızı sağlamıştır. Bu devrimlere kısaca değinecek olursak bunlar: 1 Kasım 1922 Saltanatın Kaldırılması,3 Mart 1924 halifeliğin kaldırılması,2 Eylül 1925 Tekke ve zaviyelerin kapatılması,25 Ağustos 1925 Kılık ve kıyafet devrimi ,10 Ocak 1926 Takvim,saat ve ölçüde yapılan yenilikler,7 Şubat 1925 Aşar ve diğer vergilerin kaldırılması,17 Şubat 1926 yeni Medeni Kanunun kabulu 3 Kasım 1928 Yeni Türk harflerinin kabulüdür.</p>
<p> Atatürk ilkeleri ise kısaca<br />
1. Halkçılık İlkesi: Din,dil,ırk,mezhep farkı gözetilmeksizin herkes eşittir.</p>
<p>2. Laiklik İlkesi: Din ve dünya işlerini birbirinden ayıran,vicdan,düşünce ve inanma özgürlüğüdür.</p>
<p>3. Cumhuriyetçilik İlkesi: Halkın vekiller aracılığıyla kendi kendini yönetmesi.</p>
<p>4. Milliyetçilik İlkesi: Türk milletini,bütün bireylerinin kaderde, sevinçte ve üzüntüde ortak bir bütün halinde milli bilinç ve ülküler etrafında toplanma inancıdır.</p>
<p>5. Devletçilik İlkesi: Devletin ekonomi politikasıdır.</p>
<p>6. Devrimcilik İlkesi: Bir toplumun eskimiş çağdışı kalmış kurumlarını çağdaş olanlarla değiştirmektir.</p>
<p>            Atatürk'ün yaptıklarını anlamak ve değerlendirmek için onu iyi tanımak,düşüncelerini çok iyi bilmek gerekir. Bu nedenle onun ölüm günü olan 10 Kasım'la başlayan hafta  Atatürk haftası olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>            Bu haftanın amacı sadece bir ölüm yıldönümü olarak  Atatürk'ü anmak değil,böyle bir lidere sahip olmanın gururuyla, onun düşüncelerini anlamak ve yaşatmaktır. Siz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bu görevi hiçbir zaman unutmayacağınız inancıyla,ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anarken şu dizelerle yazımıza son veriyoruz.</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
/* 336x280, oluşturulma 31.10.2008 */
google_ad_slot = "1290109480";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
<p>Yaşatıyor musun devrimlerimi,<br />
Götürebiliyor musun yeni çağlara.<br />
Yazıyı,kılığı,hür düşünceyi,<br />
Örnek ediyor musun uluslara.<br />
Atabiliyor musun zihinlerden,<br />
Softalık,gerilik,tüm karanlığı.<br />
Adın var mı en yeni buluşlarda,<br />
Köye sokabildin mi  aydınlığı.<br />
Sevebiliyor musun düşmanını,<br />
Bolluk mu bir uçtan bir uca vatan.<br />
Derim ki yolumdan yürüyorsunuz<br />
Büyüğünden küçüğüne o zaman.</p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
/* 336x280, oluşturulma 31.10.2008 */
google_ad_slot = "1290109480";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script><br />
 10 Kasım Konuşma Metni - 10 Kasım Atatürk'ü Anma Konuşma Metni</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/10-kasim-konusma-metni-10-kasim-ataturku-anma-konusma-metni.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GECEYARISI KORDON</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/88.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/88.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 19:37:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik direkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Loş ışıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak lambaları]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmur çiseliyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=88</guid>
		<description><![CDATA[ GECEYARISI KORDON Loş ışıklı meyhanelerin önünden geçen insanları seyrediyordum. Taksiyi durduran adam, kadının beline dolanmış, yılanların kurbanlarına sarılıp kemiklerini çatır çutur kırdığı gibi ha babam sıkıyordu haspamın odun belini; ne kadar yılışık oluyor şu adamlar iki kadeh içince anlamıyorum, ayakta da duramıyor, sarılmasa yığılıp kalacaktı. Yağmur çiseliyordu, tüy hafifliğinde damlalar düşüyordu yere, sessiz. Araba farları çekti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"> GECEYARISI KORDON<br />
Loş ışıklı meyhanelerin önünden geçen insanları seyrediyordum. Taksiyi durduran adam, kadının beline dolanmış, yılanların kurbanlarına sarılıp kemiklerini çatır çutur kırdığı gibi ha babam sıkıyordu haspamın odun belini;<span id="more-88"></span> ne kadar yılışık oluyor şu adamlar iki kadeh içince anlamıyorum, ayakta da duramıyor, sarılmasa yığılıp kalacaktı. Yağmur çiseliyordu, tüy hafifliğinde damlalar düşüyordu yere, sessiz. Araba farları çekti ışıklarını köşe duvarlarından, tek tük taksi şöförleri arabalarına binip kusacak, ya sarhoş olduğu için gık demeden parayı ödecek ya da aynı nedenle parayı almak için kavga edecekleri müşterilerini bekliyordu.<br />
Her biri ayrı hayatları yaşayan bu insanlar meyhanede beraberken de, içerken, sevişirken de ayrı yaşıyor. Üniversiteli gençler sarmaş dolaş çıkıp gülerek uzaklaştı, yakın ya da uzak olmaları ne beni ne de kaldırımları ilgilendirmedi. Ve hatta kaldırımdaki böcekler bile umursamadı, devam ettiler attığım ekmek kırıntılarını toplamaya. Sokak lambaları gülerek seyretti sarhoşları, bir zaman bizim bazı parçalarımız da böyle gezerdi sarhoş ve umursamadan bizi, anlatmaya başladılar anılarını hep bir ağızdan: ben en son Aristo&#8217;nun sakalının birinde bir atomdum, beni kesip attıktan sonra uzun yıllar balıkların midelerinde gezdim, nice savaşlarda şakırdayan bir kılıçtaydım, görmediğim yer kalmadı, en son buraya geldim işte, of ulan of! Seninki de birşey mi kardeş, bir başlasam sabaha kadar bitiremem anlatacaklarımı, kimlerin vücuduna girip çıktım ben, nerelere gittim, of be, of be, sonunda gele gele buraya geldim.<br />
Benimkiler de konuşmaya başladı, her tarafımdan laf yetiştirmeye başladı atomlarım elektrik direğine.</p>
<p>Susun be! Çok gürültü ediyorsunuz, gevezeler sizi!</p>
<p>Deniz kokusu bile gidecek burun bulamayınca benimkine doluştu durdu. Ay&#8217;ı bile umursamayan insanlar topluluğu arabalarına binip gitti. Meyhaneci sızmış sarhoşları dışarı çıkarıp kapattı kapıları. Ayağımı kaldırıp altına baktım, neyse ki yoktu böcek yine, koyacağım yeri dikkatle seçip temizledim, gündüzden kalma bir karıncayı kaldırımın dibine koydum, yeri iyice üfledikten sonra ayağımı, kıpırdatmamak üzere yerleştirdim.<br />
Şimdi sessizlik işte, uzun süredir özlediğim ve sabırla kavuşmayı beklediğim sessizlik, insan çığlıklarından, bağırışlardan, gülüşlerden uzak, tek başıma bir sessizlik diyecektim ki&#8230;<br />
Devriyeler dolaşmaya başladı bozmak için sessiz asayişi. Yine de perde açılıyor yavaş yavaş işte, bir saat öncesinin sessiz aktörleri bağıra çağıra geliyor. Önce sokak lambalarının cızırtılı melodisi takıldı kulağıma. Bir-iki sevimli böcek sesi karıştı cızırtıya, bir de sivrisinek sesleri: tek suçları yaşamak için beslenmek zorunda olan zavallı sivrisinekler acılarını vızıldayarak anlatmaktaydılar, dünyanın en çok ezilerek ya da kimyasal olarak katledilen şanssız canlıları vızıldamaktan başka birşey yapamıyordu, insanlar anlamıyordu. Bir köpeğin çöpleri koklama sesi geldi, çağırdım, cebimdeki ekmeğin bir kısmını verdim, kalanını denize attım, balıklar da yesin! Dalgalar kendilerini kıyıya atıp durdu suda durmaktan bıkmışçasına, kimbilir nerelerden geldiler, soluk soluğa geliyordu kulağıma sesleri. Bir yengeçin iki kıskacını birbirine vurma sesi geldi, dalgaların değdiği taşların içinde oluşan boşlukların ıslık çalar gibi sesleri, bir martının gagasını açıp kapatmasının sesi: artık tüneğine iyice yerleşmiştir, artık rahatça uyuyabilir. Kendi nefesimin sesi, benim sesim, kalbimin atışı, soluk alışım rahatsız etti beni. İnsanlar neden durup dinlemiyordu bunları? Neden anlamak istemiyordu? Birkaç balıkçı teknesinin kulak tırmalayan patpatları geldi, çekiç vurur gibi kafama, yine de kayboldu çiseleyen ve giderek ıslanan tüylerini taşıyamayan yağmur damlalarının hafif şıpırtısında, pat pat düşmeye başladılar sonra, fırtınaya tutulmuş kuşlar gibi, ölü kuşlar gibi, önümde.<br />
Bir devriye daha geçip bir an için bozdu asayişi, az ileride durdu, yağmur hızlandı, bütün oyuncular kaçtı. Kimliğimi sordular, sen kimsin? Doğru ya dedim, ben kimim, kimim ben? Ama siz kimsiniz? Biz neyiz?<br />
Attım kendimi denize, yüzdüm, yüzdüm, yüzdüm&#8230;</p>
<p>Deniz Engin</p>
<p>97 ANKARA</p>
<p>990107 Alanya</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/88.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALDATMA VE ARAYIŞ KÜLTÜRÜ</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/aldatma-ve-arayis-kulturu.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/aldatma-ve-arayis-kulturu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 18:40:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Arayış Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Birinin varlığını hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kendini aldatan insan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[ ALDATMA VE ARAYIŞ KÜLTÜRÜ   Düşününsene; şöyle rahat bir yere uzanıp; günlük problemlerini yarım saatliğine olsun unutup; aldatmayı düşünün! Bir insan bir insanı neden aldatır; nasıl yapar?... Bundan önce insanların arayış süreçlerini düşünün; birinin varlığını hissetmek istediği andaki yalnızlığını! O psikoloji içerisindeki insanın aldatmak aklının ucundan bile geçmiyordur heralde. Peki daha sonra ne değişir de insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><code><span style="font-size: medium;"> ALDATMA VE ARAYIŞ KÜLTÜRÜ</span></code></div>
<p><code> </p>
<p><span style="font-size: medium;">Düşününsene; şöyle rahat bir yere uzanıp; günlük problemlerini yarım saatliğine olsun unutup; aldatmayı düşünün! Bir insan bir insanı neden aldatır; nasıl yapar?...<span id="more-76"></span> Bundan önce insanların arayış süreçlerini düşünün; birinin varlığını hissetmek istediği andaki yalnızlığını! O psikoloji içerisindeki insanın aldatmak aklının ucundan bile geçmiyordur heralde. Peki daha sonra ne değişir de insan aldatmaya karar verir. </span></p>
<p> </p>
<p>Bence aldatmak; insanın kendine yaptığı ihanettir aslında. İnsan kendini aldatır çünkü hep. Ne istediğini bilmeyen bir insanın davranış biçimidir. Ne istediği bilen insan; ne için istediği bilen insan; isteklerine yaklaştıkça ve ona ulaştıkça; isteklerine daha çok sahip çıkar ve daha çok değer verir.</p>
<p> </p>
<p>Eric Fromm'un "OLMAK YA DA SAHİP OLMAK" adli kitabinda insanlarin bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptıkları ve aslında mutluluğu ya da haz peşinde tükenen bir ömür anlamına gelen sahip olmayı seçişlerini anlatır. Sahip olmak çelişkisinin eğemen olduğu kültürün çocukları; doyumsuzluğun ve sonsuz arayışın da çocuklarıdır. Birileri bu seçebilir; ama seçimlerini bilinçli yapmalarını ve arkasında durmalarını da beklerim.Sonsuz arayışın çocukları; bir şeye ulaşmak için gayret ederler; ama ona ulaştıkları anda; artık onun bir anlamı kalmamıştır; artık yeni bir hedef gerekir. Bu hedeflerde sürekli değişir ve bitmez. Ama insan mutluluğu dışarıda asla bulamayacağını; herşeyin ama herşeyin aslında kendinde olduğunu keşfettiği anda mutluluk ve huzurla tanışacaktır. O yüzden aşk deyince Narsizim akla gelir hep; ve o yüzden yüzlerce ozan (*), filozof; yazar; derviş; inatla şunu vurgulamıştır; "aşk insanın kendini aramasıdır ya da aşk; kişinin seçtiği insana kendini yansıtmasıdır." Tüm bu insanlar için yapılan bir seçimden sonra arayıştan bahsetmek mümkün değildir. Yunus arariken bulduguna kavuşmak ister hepsi bu; Mevlana için Şems'ten başkası yoktur; Mecnun için; o çirkin Leyla'dan güzeli yoktur! Birinden birine koşanların anlamakta zorlanacağı duygulardır bunlar. Nerde öyle insanlar deyip iç çekerler heralde önce; sonra da kaldıkları yolda devam ederler. Kimse onları anlamak; acı çekmek; kendini bulmak istemez. Alışkanlıklarından vazgeçmezler; kolayı (ki bu genelde yanlıştır) seçerler.</p>
<p> </p>
<p>Aldatmadan aşka nasıl geçildiği sorulabilir. Çünkü tüm varlığıyka aşkı yaşayan; sevgiyi yaşayan bir insanın "aldatma" tartışmasında yeri yoktur. Bir anlamda aldatma; sevginin ve aşkın insanların yüreklerinde yer bulamadığı zamanlarda ortaya çıkar.</p>
<p> </p>
<p>Bir insanın bir insan bir ömür tamamlayabilmesi günümüzde aşırı zor hatta imkansız bir olay olarak algılanmakta. Evet zordur ama zorluk bir insanla bir ömür geçirmekten kaynaklanmaz; zorluk olmayı seçim; kendimiz için yeterince emek vermemekten gelir. Sahip olmayı yaşam felsefesi olarak seçenlerin en çıkmazı; anlayamadıkları mutsuzlukları ve kendilerinden sıkılmalırıdır. Kendilerinden sıkıldıkları içinde diğer insanlar da onlardan sıkılır. Garip bir dengedir yaşam. Yaşamı değilde; yaşamdaki nesnelliğe takılanları cezalandırır hep; ona şiir yazanları ödüllendirir.</p>
<p> </p>
<p>Ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu da "tüketim" kültürüdür. Bu arayış kültürünün hem nedeni hemde sonucudur. Bu yoz kültürler aslında birbirine yapışık; kocaman bir kirlilik olarak düşünebiliriz. Ama bnugün sadece bir yönden bu kirliliği ortaya koymaya çalışıyorum.</p>
<p> </p>
<p>İtiraf edilmesi gereken bir gerçek daha var: Tüm bu gerçekliklerin bir tek kişi tarfından keşfedilmesi yeterli değildir ve olmayacaktır. Mutluluk bireysel değildir çünkü. Çünkü insan sosyal bir varlıktır; kendi kurtuluşu onu mutlu etmeye yetmeyecektir. Bu yüzden insanın kendini keşfetmesi; ne istediğini bilmesi; bilinçli ve düzeyli olması onu mutlu etmeye yetmeyecektir. O da bu arayış kültürünün hakimiyetindeki dünyada mutsuzluğa maruz kalacaktır. İnsanların fikirlerini açıklamayı ve yaymayı istemelerini nedeni de bu olarak gösterilebilinir.</p>
<p> </p>
<hr /> </p>
<p>(*) Bence Ozanlar; toplumu ciddi ciddi gozleyebilmis en onemli unsurlardır. Onlar, donemlerinin en iyi psikologlari ve sosyologlaridir! Onlari bu gozle yeniden degerlendirmek; gecmisimizi daha net gormemizi saglayabilir.<br />
<script type="text/javascript"></script>Nosce te ipsum!<span style="font-size: x-small; color: #ff0000;">Yorumlarınızı esirgemeyin! </span>  <span style="font-size: x-small; color: #ff0000;">Umut ERSAL</span> <script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
SİZLERDE YAZILARINIZI BİZİMLE PAYLAŞABİLİRSİNİZ...<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p>
<p></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/aldatma-ve-arayis-kulturu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ARKA BAHÇE</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/68.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/68.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 16:43:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Arka Bahçe]]></category>
		<category><![CDATA[Bataklık]]></category>
		<category><![CDATA[Cuma Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mum yakmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[Arka Bahçe      Nedim- Hatırlıyor musun Selim, o büyük erik ağacını sizin evin arka bahçesinde. Benden cesaretliydin çocukken, kedi gibi tırmanır giderdin ağaca, korkardım düşeceksin diye. Mevsimi gelince en uç dallardaki erikleri uzanır getirirdin bana, aklım başımdan giderdi. Evde kimse olmadığı zaman ağaca tırmanır, oradan balkona atlar girerdin içeri, bana kapıyı açardın.e   Selim- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><code></p>
<p align="center">Arka Bahçe </p>
<p align="center"> </p>
<p> </p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p align="justify">Nedim- Hatırlıyor musun Selim, o büyük erik ağacını sizin evin arka bahçesinde. Benden cesaretliydin çocukken, kedi gibi tırmanır giderdin ağaca, korkardım düşeceksin diye. Mevsimi gelince en uç dallardaki erikleri uzanır getirirdin bana, aklım başımdan giderdi. Evde kimse olmadığı zaman ağaca tırmanır, oradan balkona atlar girerdin içeri, bana kapıyı açardın.e<span id="more-68"></span></p>
<p> </p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p align="justify">Selim- Bütün bahçeyi kaplamıştı, budadılar, sonra kurudu, çürüdü, bir gece yıkıldı.</p>
<p align="justify">N- O ağacın dibinde mum yakar, dönerdik etrafında her Cuma günü, ilkokuldaydık, yeni yılı kutlardık böyle, her seferinde yeniyıl şarkısını söylerdik, kimin fikriydi onu da hatırlamıyorum, sen hatırlıyor musun?</p>
<p align="justify">S- Bilmem, yapıyorduk işte.</p>
<p align="justify">N- Kömürlükte ev yapmıştık kendimize, yağmur yağdı mı koşar gelirdim sana, saatlerce otururduk. Korkunç masallar anlatırdık, sonra korkar, sarılır yatardık.</p>
<p align="justify">S- Ben de bataklığı hatırlıyorum, arka mahalledeki. Kurbiş tutardık, kalabalık olurdu. Sen kıyıda oynardın, korkardın, girmezdin suya. Kurbağa yavrularını elimizde sıkardık, kaygan olurlardı, büyüklerini de jiletle keser incelerdik.</p>
<p align="justify">N- Önce ayaklarına ip bağlar bir yere asardık, gergin olurdu vücudu, yukarıdan aşağıya ve soldan sağa keser, içindekileri çıkarır, bacaklarını koparırdık ölünce, sonra kuruturduk, kolye yapardık, suda kaynatırdık, büyücülük oynardık... Biranı içsene. Sen hatırlamıyor musun birşeyler?</p>
<p align="justify">S- Bilmiyorum Nedim, canım sıkkın biraz, Nermin garip davranıyor son günlerde.</p>
<p align="justify">N- Nasıl garip?</p>
<p align="justify">S- Boşver, içelim.</p>
<p align="justify">N- İçelim.</p>
<p align="justify">S- Hep aynı kaldık seninle, hep ayrıldık, buluştuk. İyiydi be, taşınmak zorunda mısın?</p>
<p align="justify">N- Benim için böylesi iyi olacak. Bugün son görüşmemiz olabilir, dönüp dönmeyeceğimi bilmiyorum, başka bir hayat var orada.</p>
<p align="justify">S- Yıllarca direnmiştin oysa gitmemek için yurtdışına.</p>
<p align="justify">N- Zaman değiştiriyor insanı.</p>
<p align="justify">S- Biz aynı kaldık seninle. Yanımda taşıyorum bu kitabı, bak sana bir şiir okuyayım, sen aç sayfayı, tamam, ver, bu şiiri severim: "Bu şehirdedir işim gücüm / Ekmek param / Fakat bütün bunlara mukabil / Yine budur başka bir şehirdeki / bir kadın yüzünden / bıraktığım şehir" Yoksa bir sevgilin mi var gideceğin yerde?</p>
<p align="justify">N- Yok.</p>
<p align="justify">S- N'oldu, soldun?</p>
<p align="justify">N- Boşver, içelim. Hani bir gün para bulmuştuk betonyolda, onu gömelim demiştik, ilkokula yeni mi başlamıştık neydi, stadyuma gitmiştik, bir ağaç seçip kazmıştık, gömüp dönmüştük. Ben hep o parayı oradan almayı hayal ettim, ama gitmedim, unutmuştum. Bugün gittim, parayı merak ettim, ağacı buldum, ama kazmadım, kazamadım, korktum, orayı kazarsam birşey yıkılacaktı içimde, oturup bir hikaye yazdım bunun üzerine.</p>
<p align="justify">S- Biz o parayı çıkarıp harcadık Nedim, sana haber vermedik</p>
<p align="justify">N- ...</p>
<p align="justify">S- Kızdın mı?</p>
<p align="justify">N- Kızmanın ne faydası var? Bunlar hepimizin hastalığıydı, bir anı rahatsız ediyor beni uzun zamandır, sana anlatacağım. Babam maaşı alınca parayı anneme verir, çekmeceye koyardı o da. O gün yine çekmeceye konmuştu maaş. Misafir vardı içeride, akşamdı, dükkanlar erken kapanmaya başlamıştı. Bakkallar gizli gizli satıyordu mallarını kapılarına açtıkları parmaklıklı hazneden, yedi yaşındaydık demek, askerler geziyordu sokaklarda, hatırlıyor musun?</p>
<p align="justify">S- Evet, babam günlerce gelmezdi eve, korkardım, elektrikler kesilirdi akşam, perdeler örtülüp gaz lambası yakılırdı.</p>
<p align="justify">N- Çekmecede bir kırmızı demet yüz liralık, bir yeşil demet on liralık vardı, önce yeşillerden almıştım bir tane, bakkala gitmiştim koşarak, yaklaşınca yavaşlamış, koşmamışım gibi yapmaya çalışmıştım. İçinde futbolcu resmi olan paketin şekerlerini atıyordum artık, kimbilir kaçıncısında bakkal bu paraları nereden bulduğumu sormuştu, birşey söyleyememiştim. Misafirler gittiğinde destenin yarısı eksilmişti, kırmızılardan almaya korkmuştum, tek tek almıştım diğerlerini de, topluca alırsam belli olacağından korkmuştum, ne aptallık! Sonraları bu konuda bana kimse birşey söylemedi. Ama herkesin böyle maceraları vardır Selim, boşver, hastalıklı büyüdük biz.</p>
<p align="justify">S- Evet, hastalıklı büyüdük, acımasız olduk.</p>
<p align="justify">N- Ben sarhoş olmaya başladım Selim, hızlı içtim galiba.</p>
<p align="justify">S- Çok içtik. Sen kadınlardan anlarsın, bilemiyorum, bende bir eksiklik var, her anladığımı düşündüğümde yanılıyorum, Nermin neden böyle davranıyor sence?</p>
<p align="justify">N- İçelim.</p>
<p align="justify">S- Bahçenin kapısına gidip yalvarsam şimdi, anlatır mı bana çocukluğumu? Önüm ıslak, kafam yarık, dirseklerim kan içinde, dizim sıyrılmış topallayarak geçtiğim. Ne bulduysam dikerdim, bir gün peynir dikmiştim, peyniri çok severim hala. Evlendikten sonra Nermin’le kavga ettiğimiz bir gece kendimi dışarı zor atacak kadar sinirlenmiş, markete gidip yarım kilo peynir alıp yemiştim yatışmak için. Peynir istesene masaya! Uzun zaman geçti aradan. Şimdi hatırladıkça o günleri, bir daha dönemeyeceğimi anladıkça daha çok özlüyorum, daha kötüleşiyorum.</p>
<p align="justify">N- Dönemeyiz artık, erken ve geç kaldık hep... Ben otuzbir çekiyordum, gazetede gördüğüm giysili kadınların vücutlarını hayal edip ve unutuyordum ortalıkta atıklarımı, sonra birgün annem benimle konuşmak istedi, kadınlar adet geçirirle başladı, öğrendim ben herşeyi dedim, kaçtım, sordum, adet ne demek, sen de bilmiyordun. Oniki yaşındaydık.</p>
<p align="justify">S- Bana aslında gerçek ailenin bu olmadığını, seni ileride kendilerine bakmak için aldıklarını, sana birşey olur da ölürsen diye kardeşini de getirdiklerini, oysa senin bunları bilip öleceğini ve senden beklediklerini yapmayacağını söylemiştin, on yaşındaydık.</p>
<p align="justify">N- Bir çocuk bunu söyleyebiliyorsa suç onda değildir Selim... Kafamı yere koyar, sürte sürte emeklerdim saatlerce, halının üzerinde, terlikler büyük kamyon olurdu, halının desenleri aşılmaz dağlar, içinde kaybolduğum ormanlar olurdu, devanası gibi kanatlı karıncalar beni parçalardı, süleymanböcekleri büyük büyük büyük dinozorlardı, şu leblebiler dev kürelerdi, marullar aşılması güç tepelerle dolu ve kaygandılar. Herkesin içinde bir hayvan var Selim, benim hayvanım yaşlanmış ve ağır hareketleriyle tiksinti uyandıran, ters dönmüş ve ölmek üzere olan bir hamamböceğiydi eskiden beri.</p>
<p align="justify">S- Abartma bu kadar.</p>
<p align="justify">N- Sana bunları neden anlattım, söyleyeceğim, bir adım atamadım o zamandan beri, aynı kitabı defalarca kapladım, aynı satıra yazdım bütün yazıları, aynı ezgiyi dinledim yıllarca, aynı masalı okudum -çirkin ördek yavrusunu-, aynı düşte yaşadım hep, aynı rüzgarda durdum, aynı yalanları söyledim, hep aynı yorgunlukta yaşadım, aynı yağmurdu benim için yağdığını sandığım, aynı çemberde koştum durdum, duramadım koştum, aynı şarkıyı söyledim, aynı resme baktım yıllarca, aynı dörtduvarda hapsoldum Selim?</p>
<p align="justify">S- Haksızlık ediyorsun kendine.</p>
<p align="justify">N- Ben seni aldattım Selim, Nermin'le yattım, duyuyor musun beni?</p>
<p align="justify">S- ...</p>
<p align="justify">N- ...</p>
<p align="justify">S- Hani birgün, çocukken mevlüt okunuyordu evin birinde, şeker vardır diye girmiştik. Uzun süre beklemiştik, ama ilgilenen olmamıştı, ölü eviydi sanıyorum. Sonra sen birine sordun, şeker var mı dedin, üst katta kadınlar var dedi, onlar dağıtıyor. Üst kata çıktık, kapıyı açtık, kimse bizi farketmemişti. Kadınlar şekerlere habire saldırıyor, avuç avuç ceplerine, çantalarına dolduruyordu.</p>
<p align="justify"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<div><strong></strong></div>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p align="center">Deniz Engin</p>
<div><span style="font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<div></div>
</div>
<p> </p>
<p></span></strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-family: Times New Roman;"></p>
<p align="right">000314 Alanya</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
<p align="right"> </p>
<p align="right"> </p>
<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script><br />
LÜTFEN YORUMLARINIZI VE YAZILARINIZI BİZE YOLLAYINIZ...<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-2053195148958352";
//Braille01
google_ad_slot = "0541425770";
google_ad_width = 336;
google_ad_height = 280;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p>
<p></code></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/68.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NEDEN SONUÇ</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/neden-sonuc.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/neden-sonuc.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2008 16:26:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[İyimser]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Sonuç]]></category>
		<category><![CDATA[Son dayanak]]></category>
		<category><![CDATA[Tesadüf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[NEDEN SONUÇ Hersey neden sonuç iliskisiyle açiklanamaz belki de! Belki de neden ve sonuç denilen sey basit bir tesadüften baska bir sey degildir. Arapçada tesadüf kaza anlamina geliyormus. Neden sonuç iliskisi aslinda &#8220;kaza&#8221;dan baska bir sey degildir belki de. Bende bugün bir &#8220;kaza&#8221; yaptim; gökyüzünü bu denli çok sevmemin nedeni buldum! Yüreginde engin bir berraklik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NEDEN SONUÇ<br />
Hersey neden sonuç iliskisiyle açiklanamaz belki de! Belki de neden ve<br />
sonuç denilen sey basit bir tesadüften baska bir sey degildir. Arapçada<br />
tesadüf kaza anlamina geliyormus. Neden sonuç iliskisi aslinda &#8220;kaza&#8221;dan<br />
baska bir sey degildir belki de. Bende bugün bir &#8220;kaza&#8221; yaptim;<span id="more-47"></span> gökyüzünü<br />
bu denli çok sevmemin nedeni buldum! Yüreginde engin bir berraklik<br />
bulamayan ben; ne zaman basimi gökyüzüne çevirsem aradigimi<br />
buluyorum. Gökyüzünde huzuru, dinginligi, serinligi buluyorum! Içimdeki<br />
firtinalarla boy ölçüsemiyor gökyüzünün firtinalari; ya da hiçbir hortum<br />
yüregimdeki hortum kadar yikici degil. Yüregimi yine alt-üst<br />
olmus; paramparçalik hissiyle kaplaniyor ve ben gökyüzünden bir kesiti<br />
görebilmenin  ferahligiyla nefes alabiliyorum. Gögüs kafesim yüregimi<br />
yerinde tutamayacak kadar zayif ve aciz kaliyor. Birikmis! Yüregimde ne<br />
çok aci birikmis. Gözlerimden yas olup aksalar belki içime akittigim<br />
gözyaslari yüregiminde yikici sellere dönüsmeyecek, son dayanak<br />
noktami; barajlarimi yerle bir etmeyecek. Nasilda hizla akiyor ve nasilda<br />
yikici! Aglamak barajlarin su sevyesini ayarlamak gibi birsey<br />
artik! Hüzünlerimden ben sorumluyum; ama yalnizca ben mi? Içimde yasadigim<br />
nesnel kosullar sorumlu degil mi, içinde yasadigim toplum sorumlu degil<br />
mi? Acilarimin çözümü iyimser idealistlerin dedigi gibi gerçekten benim<br />
elimde mi? Yasami yalnizca bir insan etrafinda tanimlama hatasina düsen<br />
postmedernlerin en büyük hatasi bu tanimlari degil mi? Toplumun bireyin<br />
varligindaki öneminin yadsinmasi! Günlerce, aylarca kafa yorup kesfettigim<br />
sorunlarimin çözümleri gerçekten bende mi?  Insanlarin kendi çikarlari<br />
ugruna herseyi yok edebilmeyi mübah saydiklari bu çarpik toplumsal olma<br />
bilinci; sorunlarimi çözmem için; ya da daha küçük bir istek<br />
olan; sorunlarimi dile getirmem için bana izin verir mi? Yoksa; tabiatin<br />
en ilkel ama en geçerli olan &#8216;güçlü zayifi ezer&#8217; ilkesi midir geçerli<br />
olan? Neden ben bogulacak gibi oluyorum? Neden çaresizlik<br />
psikolijisindeyim ve oturmus agliyorum. Bu benim ruhsal rahatsizligimdan<br />
mi kaynaklaniyor; ya da birileri mi bunu bana ögretti; ya da gerçekten<br />
böyle bir durum var mi? Ben üçüncüsünün durumu  dogru bir biçimde ifade<br />
ettigini ve bunu tüm dünya da hakim oldugunu düsünüyorum. Globalizim kendi<br />
zaferini ilan ettigi için; yerel tespitlerin genel içinde dogru olma<br />
olasigi çok yüksek. Globalizm ya da tüm dünyanin birbirleriyle çok siki<br />
iliskiler kurmasi; birlesmesi insanligin en büyük düsü degil mi? Peki<br />
küresellestik diye neden mutsuzum ben, benim arkadaslarim; ülkemin<br />
insanlari, Bosna halklari, Etopya halki, Çin halki, dünya halklari neden<br />
mutsuz. Pop müzik konserlerinde bayilan genç kizlari; futbol maçlari<br />
izleyerek kendini uyusturan su büyük erkek cenahini anlamiyorum. Neden<br />
Hollywood&#8217;un düs ticareti bu kadar çok is yapiyor. Harlem&#8217;i merak ediyorum<br />
ben; evsizleri, Kizilderileri merak ediyorum. Nedir bu &#8220;Hint<br />
fakiri&#8221; olayi; bunu merak ediyorum. Açliktan agzi kokan devletlerin<br />
birbirlerini büyük bir vahsetle yok etme çabalarini anlamiyorum.  Altinin,<br />
petrolün ya da bu listeyi hiç uzatmadan maddi dünya mallarinin insandan<br />
daha önemli ve degerli olmasini anlamiyorum. Kendimize yarattigimiz<br />
teknolojik esareti anlamiyorum. Yasadiginin farkina bile varmadan bile<br />
yasayan insanlari anlamiyorum. Insanin sahip olma paranoyasini<br />
anlayamiyorum. Anlamadigim ne çok sey var! Peki anlayan var mi?</p>
<p>Bu kadar soru karsisinda aklim karisiyor; yüregim sikisiyor; bir<br />
aydinlik; bir ferahlik, huzur ariyorum; ve basimi yukariya<br />
çeviriyorum. Orada cevaplari yok kuskusuz ama dinginlik var; berraklik&#8230;</p>
<p>Nosce te ipsum!</p>
<p>Yorumlarınızı esirgemeyin!</p>
<p> Umut ERSAL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/neden-sonuc.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUTLULUK</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/mutluluk.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/mutluluk.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 18:42:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatın anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük şeylerle mutlu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluğun anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[MUTLULUK Mutluluğun anlamı kişiden kişiye değişir. Bana göre mutluluk, büyük beklentiler içinde koşmadan küçük şeylerle gülümseyebilmektir. Örneğin; sabahları kapımı açtığımda gülümseyen bir dostumun bana günaydın demesi, sevdiğim bir insanın beni telefonla araması, bir dostumun mutluluğu, vb. beni mutlu etmeye yeter. Büyük beklentileri olan insanlar (şans oyunları vb) bu beklentilerine ulaşsalar bile küçük mutlulukları göz ardı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MUTLULUK</p>
<p>	Mutluluğun anlamı kişiden kişiye değişir. Bana göre mutluluk, büyük beklentiler içinde koşmadan küçük şeylerle gülümseyebilmektir.<br />
<span id="more-45"></span><br />
 Örneğin; sabahları kapımı açtığımda gülümseyen bir dostumun   bana günaydın demesi, sevdiğim bir insanın beni telefonla araması, bir dostumun mutluluğu, vb. beni mutlu etmeye yeter.</p>
<p> Büyük beklentileri olan insanlar  (şans oyunları vb) bu beklentilerine ulaşsalar bile küçük mutlulukları göz ardı ettikleri için  sonunda hüsrana uğrarlar.</p>
<p> Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki; mutluluk ne parada, nede yüksek bir mevki sahibi olabilmektir. Mutluluk hayatın kendisidir. Mutlu olmak istiyorsak, Küçük sorunları büyütmemelyiz. Her gecenin bir sabahı olduğunu unutmamalıyız. Unutmamalıyız ki; Çok büyük şeylerle mutlu olanlar hayatlarında birkaç kez mutlu olurlar. Fakat küçük şeylerle mutlu olanlar hayatlarının büyük bir bölümünü mutlulukla geçirirler. Umarım bu yazıyı okuyanlar ikinci guruba dahil olan şanslı kişilerdir.</p>
<p>  Semra YILDIZHAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/mutluluk.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UMUDA TÜRKÜ</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/umuda-turku.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/umuda-turku.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2008 18:31:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Arı bir Sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz KÜRKÇÜ]]></category>
		<category><![CDATA[UMUDA TÜRKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Umutlu İnsan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[UMUDA TÜRKÜ Umuda türkü yakılır hep. Huzuru bulmak, mutsuzluğu yok etmek, mutluluğa ulaşmak için&#8230; Ayla yıldızın birlikteliğini seyrederken, güneşin ışınlarını özümlerken, ılık rüzgarı solarken de umudu ararız. Yaşamdaki zorlukları içimize sindirdiğimizde de umut önümüzdedir. Gönlümüzde büyüttüğümüz, gözümüzde canlandırdığımız bir şarkıdır umut&#8230; İçimizde sakladığımız, tadına doyamadığımız bir özgürlüktür. İnsan oluşumuzun kaynağında,toplumsal yaşantımızın odağında,ulusal bilincimizin doruğunda da umut [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span lang="TR">UMUDA TÜRKÜ</span></p>
<p><span lang="TR"></span></p>
<p><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Umuda türkü yakılır hep. Huzuru bulmak, mutsuzluğu yok etmek, mutluluğa ulaşmak için&#8230; Ayla yıldızın birlikteliğini seyrederken, güneşin ışınlarını özümlerken, ılık rüzgarı solarken de umudu ararız. Yaşamdaki zorlukları içimize sindirdiğimizde de umut önümüzdedir.<span id="more-38"></span> Gönlümüzde büyüttüğümüz, gözümüzde canlandırdığımız bir şarkıdır umut&#8230; İçimizde sakladığımız, tadına doyamadığımız bir özgürlüktür.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">İnsan oluşumuzun kaynağında,toplumsal yaşantımızın odağında,ulusal bilincimizin doruğunda da umut vardır. Umarsızlıklarla cebelleştiğimizde, sorunlarla savaştığımızda bize umut esin kaynağı olur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Çünkü umut karamsarlıkların düşmanı,iyimserliklerin ise dostudur. Olaylar karşısında param parça olan yüreğimizi o teskin eder. Bizi duygusallıktan uzaklaştırarak, daha mantıksal bir çizgiye getirir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Bu yüzden insan yaşamında bir simgedir umut. Ufkumuzu açan bir öykü, yaşama bağlılığımızı güçlendiren bir türküdür umut&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Bu nedenle de, bir damla su kadar önemli, bir dilim ekmek kadar gerekli, bur mumu ışığı kadar aydınlıktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Toplumların alın yazılarını tersine döndürür umutlu bir yaşam. Umut olmadan barıştan da söz edilemez. Yağmur kokan bir toprağın buram buram nem saçan bir havanın temelinde saklıdır umut kimi zaman.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Umudun aşırısı ise, insanı karizmatiklikle, pragmatizmle karşı karşıya getirir ve makyavelist yapar. O nedenle umudu iyi özümsemek, yaşam biçimimizle iyi özleştirmek zorundayız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Çünkü, umut kimi zaman kuşkuların kaynağında, kimi zaman da tutkuların kursağındadır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Bu bakımdan amacımız, umutlu insan yetiştirmek olmalıdır. Gerçekte umutla mutluluk soyut olmalarına rağmen, insan yaşamında eş değerdedirler. Her türlü sevgiye saygı duyarken umut, yaşam rehberimizdir. Zorluklar karşısında bir birimizle omuzlaşırken de önümüzde o vardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Soluduğumuz havanın değerini biliyorsak, içtiğimizin suyun tadına varıyorsak, ısındığımız, aydınlandığımız güneşin enerjisinden yararlanabiliyorsak, umutla yaşıyoruz demektir. Kendi içimizle barışıksak, insanı insan olduğu için seviyorsak umutla bütünleşmişsayılırız. Her şeyden önce kendimize saygımız, güvenimiz varsa, başkalarının haklarına, özgürlüklerine hoşgörüyle başabiliyorsak, ilkeli bir yaşam biçimini temellendirmişsek, umudu yakalamış, ona doymuşuzdur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Yüreğimiz isyanlarla dolu ise, kötümserlikle yüklü bir yaşam biçimini gelenekleştirmişsek, umut bizden kuşkusuz uzak olacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Umutlu olmak için, arı bir sevgiye koşmalıyız. Ve onu içimize sindirmek için daha hoşgörülü, daha sabırlı bir yaşam biçimini benimsemek durumundayız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Çünkü, lekesiz bir evren, çıkarsız bir dünya ancak umutla sağlanır. Hiç kuşkusuz umut, dalgasız bir deniz değildir. Ve umut </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">yaşamın inişli yokuşlu bir yolculuğudur. Özümüzdeki açlıkları gidermek açısından, doyumsuz arzuları kamçılamak noktasından bakmamalıyız umuda&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Çünkü,umut ne dikensiz bir dünya, ne de toz pembelikle dolu bir rüyadır. Umut yaşamın doğal ve yalın halidir. Umudu ancak böyle özümleyebilirsek, yaşamın gerçek hazzına ulaşmış oluruz. Aksi takdirde, doyumsuzluklardan, huzursuzluklardan kurtulamayız. Daha uzun, daha onurlu, daha verimli yaşamak için umuda gerçekten gereksinimimiz sonsuzdur. Bu nedenle, umuda türkü yakmak mutluluk kaynağımız, yaşam güvencemiz olmalıdır. Güneşe doymak için, suya kanmak için, daha arı bir havayı solumak için buna zorunluyuz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"><span lang="TR">Aziz KÜRKÇÜ</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/umuda-turku.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİLMEK</title>
		<link>http://www.dergimiz.biz/bilmek.htm</link>
		<comments>http://www.dergimiz.biz/bilmek.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2008 18:07:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dergimiz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biz Bize]]></category>
		<category><![CDATA[Bilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Sevinç Duyguları]]></category>
		<category><![CDATA[Temel İhtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dil Kurumu Sözlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dergimiz.biz/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[BİLMEK Bilmek; Türk Dil Kurumu sözlügünde; &#8221; Bir seyi anlamis veya ögrenmis bulunmak&#8221; olarak tanimlaniyor.  Bilmek her zaman olmasa da genelde ögrenme güdüsünün sonucunda ortaya çikar. Bilme istegi  ve bununla nerdeyse özdes olan ögrenme istegi;  onun yasamini yönlendirmesinde oldukça önemli bir yere sahiptir.  Temel ihtiyaçlarini karsilamadan baslayarak hersey  ama hersey için bu mekanizmalarin çalismasi gerekir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BİLMEK<br />
<span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Times New Roman;">Bilmek; Türk Dil Kurumu sözlügünde; &#8221; Bir seyi anlamis veya ögrenmis<br />
bulunmak&#8221; olarak tanimlaniyor.  Bilmek her zaman olmasa da genelde ögrenme<br />
güdüsünün sonucunda ortaya çikar. Bilme istegi  ve bununla nerdeyse özdes<br />
olan ögrenme istegi;  onun yasamini yönlendirmesinde oldukça önemli bir<br />
yere sahiptir.<span id="more-32"></span>  Temel ihtiyaçlarini karsilamadan baslayarak hersey  ama<br />
hersey için bu mekanizmalarin çalismasi gerekir. Insan yasamin sürmesi<br />
için bilmesi gerekir.<br />
Bilmek insanda genel anlamda olumlu duygular uyandirir. Bilgi<br />
insane hep sevinç verir. Bu nokta da yapilacak elestirelere cavabim<br />
ise; bilginin degil; onun degerlendirilmesinin ya da yorumlanmasinin<br />
insani sevinç duygularindan uzaga götürebilecegi olacaktir. Temel bilimler<br />
adina insanin elde ettigi her bilgi; ona sevinç verir. Ama bazen bu bilgi<br />
insanda olumsuz duygular yaratabilir. Insanoglu sürekli ölüm üzerine<br />
düsünmüstür; ölüme yenmeye çalismistir hep. Bunu yapamiyacagini<br />
anladiginda ise ne zaman ölecegini bilmek istemistir. Ama bu bilme<br />
istegine ragmen; çok yakinda ölecegini bilen bir insanda sevinç<br />
göremezsiniz. Çünkü bu bilginin verdigi sevinci yasayacak psikolojide<br />
degildir. Bu bilginin verecegi sevince, insanin çikacagi sonsuzluk<br />
yolculugun endiseleri agir basar . Ama ölümünü bilme isteginden vazgeçmez<br />
yinede. Bilmek her zaman bilmemeye tercih edilir. Arasira gerçekler<br />
kaçmak; bulundugu konumla yüzlesmemek adina insanlar; bilmemeyi tercih<br />
edebilirler. Ama insan aslinda kendini hiç kandiramaz ve kendini<br />
yasayamaz. Yani her ne kadar bir seylerle yüzlesmiyor olsa da; aslinda<br />
sürekli kaçtigiyla birliktedir! Bu nokta da bilmek; yasama istegiyle<br />
özdes bile sayilabilinir; ya da &#8220;yasamak bilmektir&#8221; gibi bir slogan<br />
olusturalabilinir.<br />
Yasamak bilmektir.</p>
<p><script></script></span></span><span style="font-size: x-small; color: #ff0000;">Yorumlarınızı esirgemeyin!</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; color: #ff0000;">UMUT ERSAL</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dergimiz.biz/bilmek.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

