HEY ABBAS HEY
Hay Abbas hay, o zaman küçük çocuklardık, ÅŸimdi büyük çocuklar olduk. O zaman halis, yaÄŸsız beyaz peynirdik, ÅŸimdi biraz taze kaÅŸar olduk, kaÅŸarlandık, sararıyoruz da bak, gözlerimizin altı torbalanmakta yavaşça. Derken kaçırdın bizim kızı gitti. Kaçanda mıdır kabahat, yoksa kaçıranda mı? Bana sorarsanız kaptırandadır. Ama bu kız durmadan seken bir ceylandır, birinden bana, benden sana… Sanıyor musun ki sana gelince duracaktır, yaşı daha gençtir, memeleri dolgun ve diri, endamı alımlıdır. Abbas, kardeÅŸim, senden iyileri de vardır.
Yahu ne yapsam kızamıyorum sana, acıdığımdan mıdır nedir? Gerçi şimdi biraz dokunmakta geceleri çatlak duvarlardan odaya kar havası dolunca, kitap okurken kucağımda uyuyakalmış birini bulamayınca ama o kadar da dert ettiğim yok.
Herşey senden yana Abbas, herşey senden yana. Hani atalar meclisini toplasak da ediverseler sözlerini beni asmaya vardırırlardı işi; aş derlerdi, iş derlerdi, eş derlerdi, kaptırdın mı yandın gitti. Sen de yiğit kişi olurdun, tuttuğunu koparan, becerikli kişi. Ne ki durum pek böyle değil, bilirim seni.
Aslında bunu baÅŸtan demeliydim ya okuyucular katlanıversin, kızı kaçıran Abbas deÄŸil, Abbas’ı kaçıran bizim kızdır. Benim marangoz çıtalarının yanında Abbas’ın iri kolları, kamburumun yanında Abbas’ın o heybetli duruÅŸu biraraya geldiÄŸimizde sineÄŸin ışığa gittiÄŸi gibi bizim kızın aklını başından alıverdi. Gerisini anlatmaya hacet yok.
Benimki de pek bir akılsızmış a canım. HoÅŸ, bazen derim, tanrım ÅŸu koca kafamdan biraz alıp da neden koluma, bacağıma; koca burnumdan alıp da yüzüme, gözüme vermedin. Amaan der, oturup dımdım çalacağına, kitap okuyacağına bedenini geliÅŸtirseydin, sana bunu düşünecek kadar akıl verdim ama kullanmadın. DoÄŸru derim, eski Yunan’daki derslerden biri de bedeni geliÅŸtirmek üzerineydi, hatta Platon atletik vücut yapısıyla da ünlenmiÅŸ bir adamdı; Sokrates Pellopennes (?) savaşında mıydı neydi, ön saflarda çarpışmıştı; Descartes, asker adamdı.
Hay Abbas hay, kız iki kıvırttı da aldanıverdin. Benden önceki senin gibi iriyarı bir adamdı, beraber yaşıyorlardı, bir akşam yemeğe gittiydik arkadaşlarla da orada tanıştıydım, sonra içtiydik, orada yattıydım. Yorganımın altına giriverdi, fakirin yatağını renklendiriverdi, sonra beraber yaşamaya başladık. İnce hesaplar ettim, ipince hesaplar, bağımsız değişken de sen oluverdin. Sanmam ki sen bunları akıl edesin.
Ama Abbas dersen ki bu hayat hesap edecek kadar ince değildir, benim dediğim kendini avutmaktan öte birşey değildir, o zaman giderim, o zaman bu yazıyı burada kesmem gerekir.
Deniz Engin
990227 Alanya


Comments
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın