Bende Değişcem abi ya!

Ayakta duramayıpta; tutunacak bir yer aradığınızda işinizin ne çok zor olduğunu fark ettiniz mi? Umarım buna ihtiyaç duymamımışsınızdır şimdiye kadar; çünkü işiniz oldukça zor; çok zor! 

Tüm dünya da bir geçiş dönemi ve buna bağlı olarakta bir geçiş kültürü yaşanıyor. İşiniz çok zor; nereye dayanacağınızı kestiremiyorsunuz; ya da dayanacak metaryeller bulduğunuzu düşünüpte yaslandığınızda hayal kırıklığıyla tanışıyorsunuz ( gerçi bununla çok önceden tanışdığınıza eminim)

Belirsizlikler insanını mutsuzluk kaynağıdır ve belirsizlik yaşamın önemli bir kısmını oluşturur. İnsan sürüleri toplum bilincini oluşturamdıklarından; ya da oluşturdukları bağlaçların oldukça insanı yozlaştıran; varlığına düşman öğelerden ibaret olduğundan mutsuzluk çağımız gerçek vebası ve önü geçilmez hastalığını oluşturuyor.

Etrafınıza bakıpta; düzgün çalışan bir mekanizma; bir kurum; bir yapı görebiliyor musunuz? Aslında bu eşyanını tabiatına aykırı. Sonucunda hastalıklı; mutsuz insanlar üreten bu geçiş sisteminin sağlam birşey bırakması mümkün de değil.

Ama yine de yaşamak zorundayız; içimize hiçbir şey sinmesede birşeyler yapmaya; yaşmaya çalışıyoruz. Sonra içimize sinmeden yapmak bu gereklilikleri ağır geldiğinden; kendimiz kandırmaya başlıyoruz; ya da yanlışlıkkları doğru görmeye başlıyoruz; doğruluyoruz (rasyonelize ediyoruz). Böylelikle yaşıyoruz yaşamasına ama tüm varlığımızla değil; sadece yaşıyoruz. Beylik laflar vardır ya; insanı hayvandan ayıran konuşmasıdır; düşünmesidir vesaire... İşte bu beylik laflar tam olarak lafa dönüşüyor! Çünkü insanları bedenlerinin kölesi yapıyor bu geçiş sistemi. Çünkü zevlin peşinden koşan; haz alan bir yaratığa dönüştürüyor insanları. Dönüşümlere karşı koyanı yalnız bırakıyor; tecrit ediyor ki bu insanın varlığına yapılabilecek en ağır işkence türlerinden biri.

Bunu nerede yapıyor; bu dünya da! Bu dünya kimleri yetiştirmiş oysa; Mevlana, H.Bektaşı Veli, Yunus Emre, Ş.Ahmed Yesevi, Goethe; T.Moore, Shakespeare, Heredotos, İbn-i Sina, Newton, Eistein, ...

Ama biz tarihi hikaye kitabı gibi okuyan biz için tüm bu yaşantıların bir anlamı yok. Biz "tekkerür"ü seviyoruz. Her seferinde dünyanın yuvarlık olduğunu keşfediyor; bu uğurda Buruno'yu ateşe yollayıp; yeniden dünyanın yuvarlak olduğunu keşfe çıkıyoruz. Sonra yeniden Buruno'yu yakıyoruz; Galileo'ya yalan yemin ettirip; yeniden...

Belkide doğrusu budur. Evet tutunacak bir dal bulamayan ben; kabullenme sürecine giriyorum. Yanlışlıkları doğrulamaya çalışacağım artık demek ki! Hayır hayır en doğrusu bu kesinlikle; düşününsene bir kere; sonbahardayız şimdi; ve ağaçlar yapraklarını döküyor; ve ilk baharda yeniden yapraklancak. Tabiki "tekkerrür" yaşamın biricik gerçeği...

Artık yanlışları doğrulayan biri olarak; yani bu yazının başındaki değerlendirmeyle; hastalıklı biri olarak herşeyi hastalıklı yaşayacağım. Aşkımda hastalıklı olacak; sevgim de!... Herkes özgürdür diyeceğim ve kendimi özgür kılacağım. Aşk biter deyip bedenim peşinden koşacağım yeni aşklara (ne aşk ama!). Madem değiştim; gerçek aşk bedenseldir demeyi unutmamalıyım. Ve ilk kez şimdi bir insanın birden fazla aşkı nasıl kalbine sığdırabildiğini anlıyorum. Tabiki böyle olacak; bedensel aşkta bir anlamsız bir sayı... Şimdi ben uyumlu bir insan oldum bu topluma; duygular diye sacma sapan seylerle zaman harcamayacağım artık. Oh be; rahatladım şimdi; evet evet en doğrusu buymuş; bedenin ruhumuza üstünlüğü; her şeyin bi şekilde açıklanabildiği; kabullenildiği; kabullendirildiği bir sistem. Onur; gurur gibi saçma şeylerden de kurtuldum; dürüstlül; bağlılık gibi boyun bağları ile ne çok sıklımışım meğer. Ben artık hiçbirşey oldum; artık sürünün bir parçasıyım; aaa diğerleri neden o tarafa gidiyorlar; hemen gitmeliyim peşlerinden; mutlaka güzel bir şey vardır... Şu mankenlere, futbolculara bayılıyorum. Hemen bir futbol takım tutmalıyım; yoksa nasıl erkek olabilirim ; insanlarla konuşacak şeyi nereden bulurum. Üstelik oynanmış; bitmiş bir maçtan sonra istediğim kadar fantazi deneyebilir; atıp tutabilirim. Başka bir konuda fikir üretsem kim ilir ne gelir başıma. Artık herkese şirin de gözükmeliyim; arkalarında konuşmaya kızlımıyor bu düzende. Oh be çok zevkli; hem dedikodu ömür de uzatıyo... Ama ben ben olmuyorum; beni öldürüyor...

Bu nasıl bir insanlık Tanrım! Kim ne zaman kendine gerçekten saygı duyacak! Kim ne zaman sevgisine ve tüm sevgilere saygı duyacak. Bu sürü uçurumdan dökülüyor; ilginç yine de dönmüyor...

14/11/2001

 

 

 

Nosce te ipsum! 

Kendini Tanı

 

 UMUT ERSAL


ÖNERİ, YORUM VE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ...