AZİZ ABİ İÇİN

 

 Uzun zamandır yazmıyordum. Ama bu köşede özellikle Aziz Kürkçü için yazmayı istedim. Biliyorum ki, Aziz Bey bundan son derece memnun olurdu. Hastalığının ilk aşamalarında sürekli bana sitem eder, “o kadar hasta olduk dergide bir haber bile yapmadın” diye takılır ben de ona şaka yollu “Aziz Bey ölürseniz mutlaka haberinizi yaparım merak etmeyin” derdim. Bu yazıyı bu şaka yollu verilmiş sözden ziyade, bana her zaman sevgi, saygı çerçevesinde yaklaşan, değer veren ve bunu hissettiren benim de aynı duygularda iletişimde bulunduğum değerli büyüğüm, meslektaşım sevgili Aziz Kürkçü  için kaleme alıyorum. 

         Aziz Kürkçüyle ne zaman tanıştım pek net hatırlamıyorum. Körler Federasyonunun yayın organı Ufkun Ötesi dergisinin sorumluluğu kendisine verilince bir dönem, derginin kaset sorumlusu ve yayın kurulu üyeliği görevlerini ona bağlı olarak sürdürmüştüm. Zaman zaman Altı Noktanın Sesi Dergisi’ne yazsa da asıl tanışıklığımız o  döneme rastlar. Ufkun Ötesi Dergisi’ndeki görevimden ayrılınca da diyaloğumuz, saygı, sevgi temelinde devam etti.

         Altı Noktanın Sesi Dergisi’ne sürekli yazan Aziz Kürkçü, yazılarının peşini asla bırakmaz, yayınlandıktan sonra da abonelerden  yazısına ilişkin herhangi bir tepki gelip gelmediğini sorardı. Olumlu bir tepki geldiğinde de son derece mutlu olurdu. Hatta bir keresinde özürlülere yönelik yayıncılıkla ilgili bir yazısı yayınlanmış akabinde de Körler Federasyonu tarafından görmeyenler alanındaki yayınların birleştirilip birleştirilemeyeceği konusunu tartışmak üzere bir toplantı düzenlemişti. Bu olay Aziz Kürkçü’yü fazlasıyla memnun etmişti.  Çünkü Aziz Kürkçü’nün en büyük hayallerinden biri, özürlüler alanında bir haber ajansı kurmaktı.  Bu olayın tartışmaya açılması bile onun için son derece önemliydi.  Altı Noktanın Sesi Dergisinde yayınlanan son yazısı, Görme Özürlüler İçin Müzik okulu açma kampanyasının şimdi tam zamanı başlıklı yazıydı. Bu yazıyla ilgili olarak geçen sayıda yayınlanan Selim Altınok tarafından yazılan yazıyı maalesef Aziz Kürkçü dinleyemedi. Şayet dinleyebilseydi   eminim ki yine çok sevinirdi. Aziz Kürkçü, dergiye yazdığı yazıları yayın kurulunun –ki iki yazısı için bu durum sözkonusu olmuştu.-  değerlendirerek bazı eksikliklerini işaret etmesi üzerine eleştiriden asla gocunmaz,  yazısında gerekli düzeltmeleri yapardı. Asla birilerinin yaptığı gibi  bu durumu orada burada ilgisiz kişilere şikayet ederek polemik aracı yapmaz,  en zor şartlarda bile bir yolunu bulur gelir benimle görüşür ve gerekli düzeltmeleri yapardı. Hatta bir keresinde sırf yazısındaki bir iki noktayı düzeltmek için ışın tedavisinden  çıkıp gelmişti. 

         Aziz Kürkçü, kansere yakalanmıştı. Üstelik Akciğer kanserine. Ama o her zaman hastalığını yeneceğini düşünmüş, gerekli tedavileri olmuş ve asla pes etmemişti. Birkaç ay öncesine kadar gayet iyi görünüyordu  ve kanseri yendiğini söylüyordu. Hastalığının ağır geçtiği dönemlerde oluyordu elbette. O zaman körler alanındaki toplantılara katılamıyor ve daha sonraki günlerde beni arayarak  toplantı hakkında detaylı bilgi alıyordu. Asla kendini yetersiz  ve eksik görmez ve değerlendirmezdi. Emekli olduğu ve kanser gibi hastalığa yakalandığı halde yeni bir haber ajansında işe başlamıştı. Buradan ekonomik kriz nedeniyle çıkarılınca dahi pes etmedi. Devamlı yeni işler ve projeler peşindeydi. İçinde benim de yer alacağım özürlülerle ilgili televizyon ya da radyo programı yapmak istiyordu.  Ama ömrü buna yetmedi.

         Aziz Kürkçü  asla  yılmayan, mücadeleci, sürekli yaptığı işlerle anılmak ve övülmek isteyen bir kişiydi. Bir köşeye çekilip yaşamını sürdürmek asla ona göre değildi. Hep bir şeyler yapmanın, başarmanın mücadelesini verdi ve eminim ki,  yaşam çizgisi daha uzun olsaydı daha pek çok şeyin de mücadelesini verirdi.

                                                                                     DUDU KÜTÜK