aşk beni kendime getirdi

aşk beni kendime getirdi, epeydir kararlıyım:
herkesin ayısı, dayısı, dostu, postu var,kimilerinin de şemsiyesi kavramlardan. onlar da muaf, kirden, pastan, yağmur, çamurdan. hep beraber, birlikte, ebediiiii… derken baş alıyor, baştan savıyor, başa gelip çekiliyor, baş başa veriyor, başa belâ oluyorlar.bir de bakıyorsunuz baş olmuşlar. habire ‘oluyorlar’ da, başım niye hoş değil benim onlarla?

‘onlar’: Heidedger’in, ‘onlar alanı’ mı? ‘kamuoyu’, kurukalabalık.
yaşıda mı var?
S. Kierkegaard’a göre “bir şairin hayatı, var oluşun tüm yönleriyle çatışmasıyla başlar”. çatışmak bir tek şairlere mi özgüdür, olmalıdır? o zaman şairliğe, şairlere bir görev mi düşmektedir? bu kadar baş var iken üstelik. ve yok iken bir şey şairlerin üstünde başında.en mühimi tipli- tipsiz damlar, adamlar aldırırken aklınızı başınıza, döndürürken sizi yeniden…
kime sorsak, toplum bekçiliği görevi midir bu?
toplum: evrensel varoluşun öteki yanı ve ötekileştiren. karın buzun, suyun selin ortasında, sıkan sıkılan , sıkı ya da gevşek bir doku. dilin yeşerip yittiği, bileylenip bellendiği yapay zemin. doğada başlayan ölüm dirimin vitrin paketi. uyumun da mı?
evetlersek, o zaman niye “çatışır şair var oluşun tüm yönleriyle”? kafalarında mı ‘bir şey’ vardır, başlarında hep bir hal vardır da. çatıştıkları için mi kafadan olur, yoksa kafadan oldukları için mi çatışır akılsızlar?
akıl:ne büyülü bir sözcük! “maskeli balo” kıyafeti zekaya giydirilen. pensi pilesi, dikişi nakışıyla hep şık. niye delirir ki insan, niye baş kaldırır başlara, sefasını sürmek varken aklın – akıllı olmanın, aklın uslu durmasının. ‘yok’ oluveriyorsun sonra ya da yok ediliyor.
ah başa döndük, dolaşıp geldik aynı yere: ‘olmak’ ya da “not to be”
ve ‘onlar’: hem akıllı, hem de olmuşlar: safi ‘dünya’lı. üstlerinden başlarından akıyor. zeka değil gözlerinden fışkıran, uyumun ışığı. tebessümü anneleri öğrettiydi, içinde ne taşıdığını çok belli etme’meyi…
“karda yürü; ama zahmet etme sen, izini de başkaları silsin. ben olmayaca- ğım a yavrum hep yanında, ölümlü dünya.iyi ki doğdun, uyumuna bak. diklenme, didikleme. neymiş adalet sömürü, gününü gün ediyor bak doğa.o da bir ana, yalan mı? gidişât bildik, yoruluyor mu yenisi peşinde. varsa bir yavrusu, bir de sürüsü hiç sıkıyor mu canını? dertlenip deliriyor mu? dokunulmazsa, dokunmazsa kendi kendine aynı duruyor.’akılsız benzerlerimiz’ de cirit atıyor içinde. aşk alamıyor bu yüzden akıllarını baştan. denge/ uyum yerinde, temel içgüdüleri de. ne gezer korku, kabızlık, doğum kontrolü falan. ekmek elden su gölden de değil, ikisi de aynı yerden
aşk alınca aklımı başımdan, zekam fışkırdı, sıkışmıştı. kendime geldim eyy ahali, söyle zamanlar üstü müsün! değilse, sen mi zamanın, zaman mı senin yükün? cürümüm kadar yer yakacak olsam da, bütün yılkılarla/yılmış- larla yanacağım bundan böyle. biline!
sizce bunu diyen içimizden biri mi, yoksa içimizde biri midir? yönü bize
değil belli, gözü gönlü (yok) ta, ta… (da.) ilişmezsek kendine gelir mi?

Rabia Deveci – ANKARA ( Özgür Pencere denemeler kategorisinde yayımlanmıştır)