ALDATMA VE ARAYIŞ KÜLTÜRÜ

 

Düşününsene; şöyle rahat bir yere uzanıp; günlük problemlerini yarım saatliğine olsun unutup; aldatmayı düşünün! Bir insan bir insanı neden aldatır; nasıl yapar?... Bundan önce insanların arayış süreçlerini düşünün; birinin varlığını hissetmek istediği andaki yalnızlığını! O psikoloji içerisindeki insanın aldatmak aklının ucundan bile geçmiyordur heralde. Peki daha sonra ne değişir de insan aldatmaya karar verir.

 

Bence aldatmak; insanın kendine yaptığı ihanettir aslında. İnsan kendini aldatır çünkü hep. Ne istediğini bilmeyen bir insanın davranış biçimidir. Ne istediği bilen insan; ne için istediği bilen insan; isteklerine yaklaştıkça ve ona ulaştıkça; isteklerine daha çok sahip çıkar ve daha çok değer verir.

 

Eric Fromm'un "OLMAK YA DA SAHİP OLMAK" adli kitabinda insanlarin bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptıkları ve aslında mutluluğu ya da haz peşinde tükenen bir ömür anlamına gelen sahip olmayı seçişlerini anlatır. Sahip olmak çelişkisinin eğemen olduğu kültürün çocukları; doyumsuzluğun ve sonsuz arayışın da çocuklarıdır. Birileri bu seçebilir; ama seçimlerini bilinçli yapmalarını ve arkasında durmalarını da beklerim.Sonsuz arayışın çocukları; bir şeye ulaşmak için gayret ederler; ama ona ulaştıkları anda; artık onun bir anlamı kalmamıştır; artık yeni bir hedef gerekir. Bu hedeflerde sürekli değişir ve bitmez. Ama insan mutluluğu dışarıda asla bulamayacağını; herşeyin ama herşeyin aslında kendinde olduğunu keşfettiği anda mutluluk ve huzurla tanışacaktır. O yüzden aşk deyince Narsizim akla gelir hep; ve o yüzden yüzlerce ozan (*), filozof; yazar; derviş; inatla şunu vurgulamıştır; "aşk insanın kendini aramasıdır ya da aşk; kişinin seçtiği insana kendini yansıtmasıdır." Tüm bu insanlar için yapılan bir seçimden sonra arayıştan bahsetmek mümkün değildir. Yunus arariken bulduguna kavuşmak ister hepsi bu; Mevlana için Şems'ten başkası yoktur; Mecnun için; o çirkin Leyla'dan güzeli yoktur! Birinden birine koşanların anlamakta zorlanacağı duygulardır bunlar. Nerde öyle insanlar deyip iç çekerler heralde önce; sonra da kaldıkları yolda devam ederler. Kimse onları anlamak; acı çekmek; kendini bulmak istemez. Alışkanlıklarından vazgeçmezler; kolayı (ki bu genelde yanlıştır) seçerler.

 

Aldatmadan aşka nasıl geçildiği sorulabilir. Çünkü tüm varlığıyka aşkı yaşayan; sevgiyi yaşayan bir insanın "aldatma" tartışmasında yeri yoktur. Bir anlamda aldatma; sevginin ve aşkın insanların yüreklerinde yer bulamadığı zamanlarda ortaya çıkar.

 

Bir insanın bir insan bir ömür tamamlayabilmesi günümüzde aşırı zor hatta imkansız bir olay olarak algılanmakta. Evet zordur ama zorluk bir insanla bir ömür geçirmekten kaynaklanmaz; zorluk olmayı seçim; kendimiz için yeterince emek vermemekten gelir. Sahip olmayı yaşam felsefesi olarak seçenlerin en çıkmazı; anlayamadıkları mutsuzlukları ve kendilerinden sıkılmalırıdır. Kendilerinden sıkıldıkları içinde diğer insanlar da onlardan sıkılır. Garip bir dengedir yaşam. Yaşamı değilde; yaşamdaki nesnelliğe takılanları cezalandırır hep; ona şiir yazanları ödüllendirir.

 

Ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu da "tüketim" kültürüdür. Bu arayış kültürünün hem nedeni hemde sonucudur. Bu yoz kültürler aslında birbirine yapışık; kocaman bir kirlilik olarak düşünebiliriz. Ama bnugün sadece bir yönden bu kirliliği ortaya koymaya çalışıyorum.

 

İtiraf edilmesi gereken bir gerçek daha var: Tüm bu gerçekliklerin bir tek kişi tarfından keşfedilmesi yeterli değildir ve olmayacaktır. Mutluluk bireysel değildir çünkü. Çünkü insan sosyal bir varlıktır; kendi kurtuluşu onu mutlu etmeye yetmeyecektir. Bu yüzden insanın kendini keşfetmesi; ne istediğini bilmesi; bilinçli ve düzeyli olması onu mutlu etmeye yetmeyecektir. O da bu arayış kültürünün hakimiyetindeki dünyada mutsuzluğa maruz kalacaktır. İnsanların fikirlerini açıklamayı ve yaymayı istemelerini nedeni de bu olarak gösterilebilinir.

 


 

(*) Bence Ozanlar; toplumu ciddi ciddi gozleyebilmis en onemli unsurlardır. Onlar, donemlerinin en iyi psikologlari ve sosyologlaridir! Onlari bu gozle yeniden degerlendirmek; gecmisimizi daha net gormemizi saglayabilir.
Nosce te ipsum!Yorumlarınızı esirgemeyin!   Umut ERSAL

SİZLERDE YAZILARINIZI BİZİMLE PAYLAŞABİLİRSİNİZ...